Bu sitede ilk incelemem. Bu kitapla başlamak istedim, çünkü zamana karşı direnemeyip çocukluk evresini yıllar önce geçirip bitirsem de ; o çocuk kalbi’ni hiçbir zaman terketmediğimi, hala üzerimde taşıdığımı düşünüyorum.
Sevdiğim bir türkü’de geçer; ‘çocukluğum henüz sıcak, inanın sonrası yok’. Çocukluğu olabildiğince güzel geçen ve sonrası pek olmayan biri olarak yazıyorum bu satırları. Hani Edebali demiş ya : ‘Üç kişiye acı; cahiller arasındaki alime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Haddim olmayarak dördüncüyü de ben ekliyorum: ‘Güzel bir çocukluk geçirmeyene‘.
Umarım sizlerin de en az benim kadar güzel bir çocukluğu olmuştur. Çünkü bu hayatta geriye dönüp baktığımızda sığınacağımız tek liman, hatırlamak istediğimiz yegâne şey çocukluğumuz olabiliyor.
Çok uzatmadan kitaba dönelim. Kitap, Enrico adında İtalyan bir çocuğun tuttuğu günlüklerden oluşuyor. Enrico, şanslı bir çocuk, iyi bir aileye , bilinçli ebeveynlere sahip. Anladığımız kadarıyla maddi durumları da iyi. Çalışmak, küçük yaşlarda para kazanmak zorunda değil. İdeal bir çocukluk yaşıyor. Ama herkes Enrico kadar şanslı değil. Kitap da bundan bahsediyor, yani Enrico’nun sınıf arkadaşları. Kimi küçük yaşlarda çalışmak zorunda, kimisi yetim, kimisi ailesinden şiddet görüyor, kimisi topal, yürüyemiyor. Ama hepsi aynı sınıfta ve hepsi çocuk. İşte Enrico’nun sınıfı , aslında her yerde var olan küçük bir toplum prototipi. Farklılıkların güzellik sayıldığı, emeğin, emekçinin el üstünde tutulduğu, bir o kadar da kibirin ve alçaklığın hor görüldüğü güzel bir toplum bu.
Enrico da iyi bir çocuk, temiz kalpli ve olabildiğince yardımsever. Ama her çocuk gibi o da hatalar, yanlış işler yapabiliyor. Bu durumda annesi ve babası devreye giriyor. Sanki ilahi bir dış ses gibi, Enrico’ya güzeli ve