Vedat

Yalnızlık, gece ayazında sabaha kadar beklemek gibidir. Isınmak için güneşin doğmasını beklersin ama, o güneş hiçbir zaman doğmaz. Yalnızlık, bulmadığın sevgiyi başka yerlerde aramak gibidir. Ne yaparsan yap onu bulamayacağını bilirsin, ama yine de denemekten vazgeçemezsin. Onun boşluğunu hep başka şeylerle doldurmaya çalışırsın. Yalnızlık, aynı havayı soluyup da bir türlü yan yana olamamak gibidir. Bazen her nefeste onun kokusunu duymak istersin ama yapamazsın. Aldığın her nefes ciğerini acıtmaya başlar. Yalnızlık dediğin, eski bir sandalyenin gıcırdamasıdır yalnızlık.
Edebiyat
Reklam
Gidenler bizden hep bir parça götürürler O parçanın yerinde de derin izler kalır Herkesin bir yara izi vardır İnsanlardan gizlemeye çalıştığı, saklamak için çok uğraştığı bir yara izi Herkesin bir yara izi vardır Kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan Baktıkça nefes alabiliyor olmanın kıymetini anlamanı sağlayacak bir yara izi Bu izlerle yaşamaya alışırsın Bir sabah belki gün doğarken baktığında dışarı yaşamayı yeniden sevebilirsin Ve bir gün elbet birileri o yara izlerine dokunur Acın da biraz olsun hafiflemeye başlar… Burak Aksak
Edebiyat
“Ölmek… Ne ki ölmek zaten ya? Ölmek… Ölmek uyumak sadece… Düşün ki yalnız uykuda bitebilir acıları yüreğin, çektiği bütün kahırlar insanoğlunun. Uyumak… Ama düş görebilir insan uykusunda, çok kötü. Çok kötü. Çünkü o ölüm uykularında, sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, öyle düşler görebilir ki insan. Bir düşünsene.. Ama işte bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. Yoksa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına, zorbanın kahrına, gururun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine? Kim dayanabilir kötülere kulluk etmesine iyi insanın. Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken, kim dayanabilir? Kim ister ki bütün bunlara katlanmak? Ağır bir hayatın altında inim inim inleyip ter dökmek. Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa; o kimsenin gidip de dönmediği, o bilinmez dünya ürkütmese bu kadar yüreğini, kim dayanabilir? Bilinç… Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi. Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor o gönülden gelen doğal rengini. Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar, yollarını değiştirip sırf bu yüzden bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.” William Shakespeare – Hamlet 
Edebiyat
–Fakat  Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? – Yok. – Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: “Nasıl, kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı?” Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım. Kelimeler… Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor Oğuz Atay
Edebiyat
Bir anne özlemi çekercesine, Özlüyor insan. Özlemem dediği kadar özlüyor. Zamana bırakıp geçer dediği kadar, Ben özlemem dediği kadar özlüyor. Bıktıkça bağlanıyor insan, En umutsuz anında fetih oluyor. Kayıp olan yılları kadar değil, Kayıp olmayan yılları kadar özlüyor. Özlüyor işte insan... En sonsuz geceler kadar. Yoldaşı terk edilmiş rıhtımlar, Sırdaşı yıldızlar oluyor; Ve özlüyor insan. Aşk kadar özlemiyor, Sevgisi kadar özlüyor insan, Sevebilmişliği kadar! Mustafa Zeybek
Şiir