“Gümüşten ve kusursuzum. Önyargısızım.
Ne görsem yutarım anında.
Neysem oyum, aşk ya da nefretle buğulanmadım.
Zalim değilim, dürüstüm sadece
Küçük bir tanrının gözüyüm- dört köşeli-
Çoğu zaman, derin derin karşı duvarı düşünürüm.
Pembe, benekli duvarı. O kadar çok baktım ki ona,
Kalbimin bir parçası sayıyorum onu.
Ama oynaşıyor.
Yüzler ve karanlık bizi hiç duramadan ayırıyor.
Bir gölüm şimdi. Bir kadın eğiliyor üstüme,
Araştırıyor beni, gerçekte kendisini anlamak için
Sonra dönüyor o yalancılara, mumlara
ya da aya
Sırtını görüyorum ve yansıtıyorum sadakatle
Gözyaşları ve ellerinin titremesiyle ödüllendiriyor beni
Onun için önemliyim. Gelir, gider, bakar.
Onun yüzüdür karanlığın yerini alan her sabah
Genç bir kızı boğdu içimde ve içimde yaşlı bir kadın
Korkunç bir balık gibi
Yönleniyor ona doğru
Artık sevdiği kadını özlemek ve akşamları ona hikâyeler vermek için, sabahın kör vakitlerinde, şehrin bir yerlerine giden adamın hikâyesine devam edebilir miydim? Edemezmişim gibi geliyordu. Bilmiyordum.
Tarihe gömüyorum acıyı ve ölümü
Yenilgiyi zafer şarkılarına
Çünkü sen geldin; kumrular geldi
İçim içime sığmıyor
Umurumda mı sanki ayrılık trenleri
Ateşten gemiler, çöl çiçekleri
Ay tutulması, rasathaneler
Umurumda mı sanki
Sen geldin; çöllere yağmurlar geldi
Kokusunu unuttu dünyanın çiçekleri
O bitkin, perişan hâlimle, parça parça, yavaş, çok yavaş, Füsus’u okumaya devam ediyorum. İki paragrafta bir başımı koyup dinleniyorum; bazen günde bir paragraf okuyorum, başka hiçbir şeyle meşgul değilim. Füsus’ta okuduğum şeyler iç dünyamda huzur, sükûn ve o güne kadar hiç bilmediğim bir ümit kapısı açıyor. Hazreti İbni Arabî hep Rahman sıfatıyla kâinatı, âlemi, melekleri tasvir ediyor; müşfik bir dünya, muhabbet dolu, aşk dolu; doğrudan doğruya kalbime hitap ediyor…
Bana "hoşgelmedin" dedi! Kentin karanlığa karışan dış kesimlerinden. Sarıydı, öylesine sakınımlı ve güzel, görümünün cama yansısında anlamı gördüm -eş- hatırlamadım onu, çünkü yürüttüğüm o, doğmadan, önceden beri. Ürkünç başıboşluğu yayılıyor sonsuz yüzeye, her doku alabildiğince içeriyor yumuşaklığını kaygan tınısından. Böyle bilmek her an korkunç geliyor, sürem o, yaşam payım. Sevgiyi arttırmak istiyorum, güvenle katlamak -benim değil hiçbir şey, kağıt, kalem, aşk- nereden geliyor bu dirim, bu nasıl açılması çiçeklerin, kendiliğinden eşzamanlılığı öyle yalın ve güç şahlanması coşkumun -ve kapanması ve yitişi bir böcek gibi kısır ve buyurgan kanatları altında, zor sevi hep. Ağlatısal her şey nasıl da katılım bolluğu ekliyor cesedime. Güleç bir ölüye el vermek?