Burak

Burak
@vecdebi
27 Temmuz
74 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
"İnsan, yaratılmışlar içinde en zayıflardan olduğu hâlde, hürriyeti ve aklı sayesinde diğer mahlukların hâkimi olabilmiştir. Öyle hayvanları esir ve terbiye etti ki bir darbede onu yere serebilir. Cimri toprağı öyle esir etti ki istediği ekinleri ondan alabilir. Dağları öyle esir etti ki bir çocuğun bile uzaktan bir düğmeye basmasıyla meydana gelen kıvılcımlar sayesinde tüneller açabilir. En sert madenleri bile öyle esir etti ki onları su gibi eritir veya bir kenevir ipliği gibi büker. İnsan bunları esir ettiği gibi nefsini de esir edebilir. 'Benim fıtratım budur!' diye mazeret bildirmek ne beyhudedir. Niçin verimsiz toprağa veya üstümüze atılmaya hazır vahşi bir hayvana 'Onun fıtratı öyledir!' demekle yetinmiyoruz? Evet, bizim fıtratımız böyledir, şüphe yok; fakat bu fıtratı istediğiniz hedefe yönlendirmek sizin elinizdedir. Yaratılışınızı düzeltmeye ve hatta yenilemeye tamamen yetecek gücünüz var. İnsan, diğer mahluklara hâkim olduğu kadar, nefsi üzerine de hükmederek şair ile beraber diyebilir ki; Hükmüm infaz eylerim kâinata nefsime [Hükmümü kâinata ve nefsime geçiririm.]"
Sayfa 81·Kitabı okudu
Hayat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Zaman ve mekânın sonsuzluğu içinde, engin bir okyanus üzerindeki sandala benzeriz. Bu sandal, işte okyanusun belirli bir noktasında bulunuyor, onu oraya getiren bir fırtına mı, yanlış bir manevra mı veya bizzat takip ettiği yol mu? Her ne olursa olsun, sandal o noktada olmayabilirdi. Fakat mademki oradadır, bu bir olgudur, bir kere vücut bulduktan sonra artık mukadderdir. Sandal birbirine bağlı ve birbiriyle alakalı kısımlardan meydana getirilmiştir; küçük veya büyüktür, az çok yüklüdür, az çok güneş ışığıyla aydınlanmıştır, limandan az çok uzaktır. Rüzgârlar bir istikamete doğru şiddetle esiyor, sandal rüzgârın tesirinden kaçamaz; bütün dalgalar bu geniş sahada onun üzerine hücum eder, hatta en yakın dalgalar onu batırma veya yönlendirme gücüne sahiptir. Bu kadar zorunluluğun esiri olan bu zayıf sandalda da tercih hürriyeti, serbestlik vardır; o da dümen ve dümencidir. Dümen ve dümenci sayesinde güçsüz sandalı aciz bırakan hiçbir zorunluluk onu perişan edemez, bilakis selamet limanına doğru ulaştırır." "Sandal, insanın bir tasviridir. Madde olmak itibariyle bütün eşyanın zorunluluklarına tutsak olmuştur. Fakat aynı zamanda ruh olduğundan mukadderât silsilesine kendi seçtiği yeni bir kuvveti katabilir."
Sayfa 80·Kitabı okudu
Hayat

Burak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·287 syf.·
79 günde okudu
·
2024 1. kitabı
Cemil Meriç
8.8/10 · 3.673 okunma

Burak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·136 syf.·
11 günde okudu
·
2023 9. kitabı
Peki ama nasıl olup da haşmet ve halâvetin böylesine muazzam temsiliyetinde rikkat hudutlarını zorlar bir mertebedeyken Batı denilen çakma ve ucuzcu muşamba terakkiciliğinin arka bahçe çöplüğünde yatıp yuvarlanma heveslisi bir toplum haline geldik? Tahsin Görgün'ün ifade ettiği gibi "Batı ile aramızda olduğu 'varsayılan' mesafe" üzerinden başlanılan "açığı kapatma" icraatleri vehim ve hayalden ibaret olan "açığı" nedense sadece arttırmış, kapatmak adı altında yapılan hiçbir iş -yüzyıllardır- müspet bir netice vermemiştir. Fakat bu şekilde bir netice vermemiş olması; bu çerçevede yapılan çalışmaların, toplum nezdinde hiçbir etkiye/tepkiye sebep olmadığı manasına gelmez. Nitekim iyimser ve ıslah edici bir çaba silüetiyle arz-ı endamda bulunan bu yenileme daha doğrusu "batılılaşma" hareketi, sadece müessese, kurum, kuruluş bazında bir dalgalanma olarak görünse de uzun vadede bir "kimlik değişimi ne sebebiyet vermiştir. Sonucunda ne kendi benliğinden her zerresiyle sıyrılabilmiş bambaşka bir toplum ve zihniyet meydana gelmiş ne de kendi öz varlığıyla barışık vaziyette köklerine kayıtsız ve şartsız bağlılıkla mücadelede bulunulmuştur. Bu durumun fert planında tecessüm edişini de "aydınların" daha doğrusu yabancılaşmış aydınların" fiil, hareket ve düşüncelerinde görürüz. Zira mazisi namına bir tek yama veya iz kabul etmeyip: gerekirse ırk düzeyinde bile kendisini Avrupa toplumlarına "entegre" ederek tam manasıyla bir kendi kendini eritme iddiası ve gayretine kapılmış, hayatını bu habis (kirli) emel yolunda paralamış birer "nizam düşmanı" olarak karşımıza çıkmışlardır. İslam beldelerindeki sistemlerin, 'Batıcı' olup 'Batılı' olamayışlarının temelinde; asıl olana ittibâ çabasındaki asıl olana ihanet yatar. Aydınların bu olaylar ile alakası ise; bu sistem içerisinde "yürütme"
Sayfa 83·Kitabı okudu
Düşünce