"Zaman ve mekânın sonsuzluğu içinde, engin bir okyanus üzerindeki sandala benzeriz. Bu sandal, işte okyanusun belirli bir noktasında bulunuyor, onu oraya getiren bir fırtına mı, yanlış bir manevra mı veya bizzat takip ettiği yol mu? Her ne olursa olsun, sandal o noktada olmayabilirdi. Fakat mademki oradadır, bu bir olgudur, bir kere vücut bulduktan sonra artık mukadderdir. Sandal birbirine bağlı ve birbiriyle alakalı kısımlardan meydana getirilmiştir; küçük veya büyüktür, az çok yüklüdür, az çok güneş ışığıyla aydınlanmıştır, limandan az çok uzaktır. Rüzgârlar bir istikamete doğru şiddetle esiyor, sandal rüzgârın tesirinden kaçamaz; bütün dalgalar bu geniş sahada onun üzerine hücum eder, hatta en yakın dalgalar onu batırma veya yönlendirme gücüne sahiptir. Bu kadar zorunluluğun esiri olan bu zayıf sandalda da tercih hürriyeti, serbestlik vardır; o da dümen ve dümencidir. Dümen ve dümenci sayesinde güçsüz sandalı aciz bırakan hiçbir zorunluluk onu perişan edemez, bilakis selamet limanına doğru ulaştırır."
"Sandal, insanın bir tasviridir. Madde olmak itibariyle bütün eşyanın zorunluluklarına tutsak olmuştur. Fakat aynı zamanda ruh olduğundan mukadderât silsilesine kendi seçtiği yeni bir kuvveti katabilir."