Burak

Burak
@vecdebi
27 Temmuz
74 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Çevreden gelen uyarımlara itaatimizin derecesi farklıdır. Bazen bizim ruhumuz bir koyun sürüsüne benzer. Birimizin yaptığını ve hatta geçmiş asırlarda bir ceddimizin yaptığını gözümüz kapalı tekrar ederiz. Fikrimizdeki tembelliğin çokluğu, tartışma ve tefekkür kabiliyetinin olmayışı sebebiyle dışarıdan gelen telkinleri bir budala gibi kabul ederiz. Boşvermiş bir tarafsızlık içinde her görüp işittiğimizi taklit ederiz. Çevremizde hususi kişiliğe sahip bir fert olma imtiyazını kaybederiz. Güya bizde yaşayan bizim kendi benliğimiz değildir; çevrenin ruhu ve şuuru, sürünün fıtratı ve yaratılışıdır, bizim şahsımız sanki hiç yoktur da biz, toplumun tekrarlanmış bir kopyasından ibaretiz. Bütün temayül ve zevklerimizi, tercih ve seçimlerimizi, kanaat ve itikatlarımızı, muhakeme ve kararlarımızı dışarıdan ödünç alırız. Toplumun nihayetsiz yalanlarını, yanlışlarını ve sahteliklerini farkında olmaksızın kabul eder, muhakeme etmeksizin taklit ve tekrar eder. esir hayatı yaşarız.
Sayfa 204·Kitabı okudu
Psikoloji
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tefekkür etmek ve düşünmek, mutlaka insanlardan ayrılarak bir odada, bir köyde kapanmayı gerektirmez. Herkesin yanında da fikrimizi tecrit ederek bir noktaya yönlendirmek müşkil değildir. Bizim bahsettiğimiz tecrit, fizikî değil fikrî tecrittir. Fikrimizi öyle tecrit etmeliyiz ki dışarıdan gelen sefil telkinlerin etkisinden daima âzâde kalarak her zaman hakikati görmeyi, daima hedefini takibe hizmet edecek olaylardan faydalanmayı ve ilerletmek istediği bir fikir için gereken malzemeyi toplamayı başarabilsin.
Sayfa 143·Kitabı okudu
Düşünce
Tembelce bir hayatın çirkinliklerini ağzımızda sakız çiğner gibi sürekli çiğnemeliyiz. Eski filozoflardan birinin söylediği gibi bir kuru biber tanesini hiç çiğnemeden yutarsak hiçbir acılık hissetmeyiz. Fakat iyice çiğner ve dilimizle ağzımızın her köşesine ulaştırırsak, dayanılmaz bir acılık hissettirir, gözlerimizden yaşlar akar. Biber tanesi için yaptığımızı, tembellik ve nefsin hoşuna giden şeyler için de aynen uygulayarak yoğun bir hoşnutsuzluk ve nefret duygusu uyandırmalıyız. Bu hoşnutsuzluk yalnız tembelliğin fenalığına dair olmayıp bu fenalıktan doğacak mahzurların tamamını kapsamalıdır. Doktorun yemeyi yasakladığı ve her yendiğinde hastalığı nüksettiren bir kavun karşısında açgözlü bir seyirci gibi kalmamalı ve "Kavunu yemiyor; çünkü doktor bu sebeple ölebileceğini anlattı, fakat bu mahrumiyetten muzdarip olduğundan sürekli ondan bahsediyor. Hiç olmazsa kokusunu duymak istiyor ve kavun yiyenlerin mutluluklarına gıpta ediyor." kinayesine hedef olmamalıdır. Bunun gibi tembelliğin, boş ve meşguliyetsiz bir zihnin kendi kendini yiyip mahvetmesine sebep olan sefaletten sadece tiksinmek yeterli olmayıp nefsimizi tembellerin hayatını kıskanarak hatırlamaktan da menetmek lazımdır. Bizi tembelliğe sevk edecek arkadaşlardan ve eğlencelerden de aynı şekilde nefret etmek, yalnız hastalıktan değil, hastalığa sebep olan kavundan da tiksinmek gerekir. Kısacası, bir duyguyu desteklemedeki bütün maharet, bu duyguya bağlı fikirleri uzun ve derinlemesine bir şekilde şuurumuza maruz bırakmaktan, bu fikirleri göz önüne getirmek ve bir yoğunluk vermektir. Bunun için de en hususi ve en ince ayrıntısına varıncaya kadar somut bir şekilde görmek gerekir. Bu sayede istediğimiz duyguya uygun diğer duyguların ve bunlara bağlı muhtelif ve mebzul diğer fikirlerin tamamı uyanarak
Sayfa 138·Kitabı okudu
Psikoloji
"Hiçbir zevkinden ve hatta bencilce harcamalarının hiçbirinden vazgeçmediği hâlde sosyalizm iddiasında bulunan bir Parisli ile asalet, servet ve deha gibi her türlü refah imkânlarına sahipken bir Rus köylüsü hayatını tercih eden ve sosyalistliği samimi hislerle sahiplenen Tolstoy arasındaki fark birbiriyle mukayese edilsin."
Sayfa 100·Kitabı okudu
Hayat
Taklit ve terbiyenin ilk önemli müessiri budur. Biz etrafımızda gördüklerimizi taklit etmeye, bize verilen fikirleri aynen kabul ederek zihnimize yerleştirmeye eğilimliyiz. Çocukların terbiyesi daima bu esasa dayanır. Çocuk, kendine verilen fikirleri taklit ederek, önce ebeveyninden, sonra arkadaşlarından ve öğretmenlerinden aldığı fikirleri özümseyerek, nihayet kendine has birtakım fikirlere sahip olur. Öncesinde hiçbir şahsiyeti yokken sonrasında bu şekilde kendiliğinden bir şahsiyete sahip olur. Taklit, maalesef yalnız çocuklara has değildir. Bütün insanlar çoğunlukla kendilerine verilen fikirleri düşünmeden kabul eder. Bunlar zihnimize birer yabancı misafir gibi yerleşir. Misafiri maddî ve manevi yükünü hiç düşünmeyerek derhal kabul ederiz. Fakat az zaman içinde kabul ettiğimiz bu fikirler bize yabancı kalmaz, aksine bizim benliğimizi oluşturmaya başlar. Okuduklarımızdan, konuştuklarımızdan, gördüklerimizden ve aldığımız telkinlerden oluşan bir sürü düşünce vardır ki dikkatsizliğimizden faydalanarak, bir öğretmenin veya bir yazarın büyüleyici etkisinden yardım isteyip hiçbir muhakeme ve tefekküre mâruz kalmadan şuurumuza yerleşmiştir. Liébeault'un dediği gibi insanlarda taklit yoluyla meydana gelen birçok fikir vardır. Bunlar son derece yanlış olmakla beraber, zihnimizin tembelliğinden yararlanarak benliğimize yerleşmiş ve hatta genlerimiz aracılığıyla birer manevi sebep şeklinde bütün torunlarımıza intikal etmiştir
Sayfa 94·Kitabı okudu
Psikoloji