Taklit ve terbiyenin ilk önemli müessiri budur. Biz etrafımızda gördüklerimizi taklit etmeye, bize verilen fikirleri aynen kabul ederek zihnimize yerleştirmeye eğilimliyiz. Çocukların terbiyesi daima bu esasa dayanır. Çocuk, kendine verilen fikirleri taklit ederek, önce ebeveyninden, sonra arkadaşlarından ve öğretmenlerinden aldığı fikirleri özümseyerek, nihayet kendine has birtakım fikirlere sahip olur. Öncesinde hiçbir şahsiyeti yokken sonrasında bu şekilde kendiliğinden bir şahsiyete sahip olur.
Taklit, maalesef yalnız çocuklara has değildir. Bütün insanlar çoğunlukla kendilerine verilen fikirleri düşünmeden kabul eder. Bunlar zihnimize birer yabancı misafir gibi yerleşir. Misafiri maddî ve manevi yükünü hiç düşünmeyerek derhal kabul ederiz. Fakat az zaman içinde kabul ettiğimiz bu fikirler bize yabancı kalmaz, aksine bizim benliğimizi oluşturmaya başlar. Okuduklarımızdan, konuştuklarımızdan, gördüklerimizden ve aldığımız telkinlerden oluşan bir sürü düşünce vardır ki dikkatsizliğimizden faydalanarak, bir öğretmenin veya bir yazarın büyüleyici etkisinden yardım isteyip hiçbir muhakeme ve tefekküre mâruz kalmadan şuurumuza yerleşmiştir. Liébeault'un dediği gibi insanlarda taklit yoluyla meydana gelen birçok fikir vardır. Bunlar son derece yanlış olmakla beraber, zihnimizin tembelliğinden yararlanarak benliğimize yerleşmiş ve hatta genlerimiz aracılığıyla birer manevi sebep şeklinde bütün torunlarımıza intikal etmiştir