Bi'rimaûne olayında, müşriklerce pusuya düşürülüp şehit edilen Kur'an muallimlerinden biri olan Harâm b. Milhân'ın, ellerini, mızrağın açtığı yaradan fışkıran kana bulayıp yüzüne ve başına sürerek "Kâbe'nin Rabbine yemin ederim ki ben kazandım." diye haykırmasını, samimi inançtan başka ne ile açıklayabiliriz?
İnsanlar, çok kullanılan delillerin algılarında hafiflediğini hissederler. Oysa gerçekte layığı ile cevap verilmemiş bir delil, haklılığından bir şey kaybetmiş olmaz.
Mustafa Kemal Paşa, üç gün sonra 9 Mayıs günü Sivas'taki Üçüncü Kolordu Kumandanlığı'na çektiği telgrafla kumandan Albay Selahattin Bey'e kendisini Samsun'da beklemesi talimatını verdi. Cevap ertesi gün geldi; Selahattin Bey yola çıkmak üzere olduğunu ve Samsun'da bekleyeceğini söylüyordu. Paşa, Samsun'a ulaşmasından sonra Albay Selahattin Bey'i geçici olarak Canik Mutasarrıflığı'na tayin edecekti. (Bir düşünsenize Askeri bir statü ile Samsun'a giden Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahideddin Han'dan aldığı yetkilere dayanarak, Samsun'un da içinde bulunduğu Orta Karadeniz Bölgesine vali atıyor hem de Sivas'taki birini. Mustafa Kemal Paşa'ya bu kadar geniş yetki veren kişi hain olabilir mi?)
Mustafa Kemal, 13 Mayıs'ta bu defa Matbuat Umum Müdürlüğü'ne bir yazı gönderdi. Ertesi gün öğleden önce, Genelkurmay'da bir toplantı planladığını ve karargah görevlilerinin bu toplantıdan haberdar olabilmesi için haberin günlük gazeteler vasıtasıyla duyurulmasını istedi. Harbiye Nezareti'nden de karargahının sabit değil gezici olması dolayısıyla üç aylık tahsisatının peşin verilmesini, beklenmeyen masraflara harcanmak üzere bir miktar ödeme yapılmasını ve iki binek otomobil tahsisini talep etti. Bu işlemlerin bir haftadan bu yana neticeye bağlanmamış olmasından yakındı.
Artık işin ikinci aşamasına gelinmişti; müfettişlik heyeti görev yerine deniz yoluyla Karadeniz'den gidecekti ama Karadeniz resmen olmasa bile fiilen İngiliz donanması işgalindeydi. Boğazlar'dan çıkışlar ancak İngiliz vizesi ile mümkündü. Paşa, 14 Mayıs'ta maiyetindekilerin listesini Harbiye Nezareti'ne gönderdi, ve İngilizlerden vize alınmasını istedi.
Listeler bir gün önce, 13 Mayıs'ta hazırlanmış ve ertesi gün 9. Ordu Müfettişliği'nin kurmay subayı Kâzım Bey, (sonraları General Kâzım Dirik'i) tarafından imzalanıp
Turgut Özakman, hep böyle yapmış. Herhangi bir adamın, Sultan'ın lehinde söylediği bir sözü "Bu adam güvenilmezdir ve kaynak olarak da kullanılmaz" deyip reddetmiş, fakat aynı adam, Sultan aleyhinde bir söz söylediği an, o sözünü almış ve kaynak olarak kullanmış. Yani Özakman'ın gözünde kaynak ve ciddi bir adam olmak istiyorsan Sultan Vahideddin Han hakkında kötü sözler söyleyeceksin. O zaman senden iyi tarihçi olamaz...