Bugün pek çok Müslümanın aynî ve nakdî yardımdan anladığı su kuyusu, şu kursu, bu kurbanıdır. Kendinde olumlu bir iş gibi görünen bu iş esasında İslâm dünyasındaki hadiseleri tahakküm ve tasarruf edememekten kaynaklanmaktadır. Bunlar şarttır fakat fikir, ilim, kültür ve sanata destek? Düşman bize fikir, sahte ilim, kültür ve sanat tarafından en ağır ve her yönden gelecek şekilde saldırırken biz bu cephelerimizi, bu ordularımızı oluşturuyor ve donatıyor muyuz? Batılının sinema sektörü ile, kitap yayıncılığı sektörü ile bize saldırması karşısında biz su kuyusu ile mi mukâbele edeceğiz, sade Kur'an kursu ile mi taarruz edeceğiz? Bu şartlarda İmam Gazâlî'nin ödediği gibi bizim de ödemek borcunda olduğumuz "mütefekker borcu" nasıl ödenir? Hele Anadolu toprakları üzerinde yaşayanlar bu borcun en ağır tarafı üzerlerinde iken, düşmânâ en yakın sınır çizgisinde iken nasıl duymaz?
Kadir Mısıroğlu hatıralarında, 1960'lı yıllarda İlim Yayma Cemiyeti başta olmak üzere pek çok İslâmî oluşumun yöneticilerinin, tarih ve fikir eserleri yazmak yerine dînî eserler yazarsa kendisini destekleyeceklerini söylediklerini yazar. Şu kafayı düşününüz ki tarih ve fikir yazılarını İslâmî bulmuyorlar! Yukarıda değinmiştik, İslâm'ı sadece kuru kuru, mânâsına asla nüfuz edemedikleri âyet ve hadis okumaktan ibaret zannedenler var.
"Onlar ki, nefslerinde İslâmı dondururlar; İçlerinin kirini İslâma kondururlar..."