Dünyaları ve öteleri fethetme ideali... Bu ideal, Osmanlı devleti plânında 14. asrın başından 16. asrın ortalarına kadar ikibuçuk asır, olanca revnak ve haşmetiyle devam etti. Bu çığır içinde ve bu ideal yüzü suyu hürmetine, üç kıtayı Tevhid kıskacıyla bitiştirdik ve İslâm damgasıyla mühürledik. O devrin, nakil ve iaşe vasıtaları gibi dar ve kıt teknik imkânlarına pes dedirtecek şekilde de, medeni dünyanın ancak 19. ve 20. asırlarda toplayıp yürütebildiği büyük ordulara vücut ve hareket verdik. Bu ordular, evvelki ve sonraki orduların saçkıran gibi en kıymetli eserleri yerlebir etmesine karşılık, geçtiği yollara, ardından nakış nakış bir halı serercesine kal'alar, hanlar, kervansaraylar, câmiler, medreseler ferşederek yol aldı. Öz vatanını işgal altında tutan -bugünkü T.C gibi- sürüler değil, o vatanın maddi ve mânevî işgal ve istilâ hakkını temsil eden ulvî kuvvet manzumeleriydi bunlar...