Burak

Burak
@vecdebi
Cumhuriyet dönemi aydınlarının birçoğu kökleriyle bağını koparmış, Batıyı ilerlemenin şartı görmüş, kendi öz kültür ve değerlerine düşman kesilmiş bir görünüş arz eder. Fakat dikkat çekici bir husus; Batılılaşmanın öncüsü bu şahısların bir kısmının edebiyat çevrelerince "Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)" kategorisinde değerlendirilmesidir. Oysa hem ürettiklerine hem de idealize ettiklerine baktığımızda milli olmaktan uzak olunması bir tarafa, kitleleri binlerce yıllık kültür ve irfan birikiminden koparma gayesi içerisinde oldukları da apaçık görülmektedir. Bu dönem aydınlarının çoğu Batıcı anlamda ideolojik bir dil ve anlayışa sahip olduğundan eserleri de bu minvalde gelmiştir.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Nurullah Ataç'ın dile dair şu ifadesi meselemizi özetlemektedir: "Dil, bir uygarlık olayıdır. Bir uygarlığın kurduğu dil, başka bir uygarlığın düşündüklerini söyleyemez, yetmez onu söylemeye. Bir ulus uygarlığını değiştirdi mi, dilini de değiştirmek zorundadır.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Edebiyat
Tevfik Fikret'in Batılılaşma anlayışı oğlu Haluk'ta müşahhaslaşmış ancak neticesi trajediye dönen bir hayal olmuştur. Oğlu Haluk'un doğumundan itibaren onun ileride milleti ilim ve hikmetle aydınlatacak bir kahraman gibi yetişmesini arzulayan Tevfik Fikret, 1909 yılında on dört yaşındaki oğlu Haluk'u elektrik mühendisliği eğitimi alması için İskoçya'nın Glasgow kentine gönderir ve şöyle seslenir: "Bol bol ışık getir; teknik getir; uygarlık getir!" Ancak netice öyle olmaz ve Haluk gittiği yerde Hristiyanlığı seçer, bir daha ülkesine dönmez. Bu baba oğul trajedisi sadece Tevfik Fikret'te değil Halit Ziya Uşaklıgil ve oğlu Vedat Ziya Uşaklıgil arasında da vardır. Batılılaşma yanlısı aydınların fikirleri ile içtimaî yapıda açtıkları gedikler önce kendi çocuklarını vurmuştur.
Sayfa 29·Kitabı okudu
Edebiyat
Bilmelisin ki, her şeyin varlık açısından dört mertebesi vardır: dış dünyada varlık, zihinde varlık, dilde varlık ve üzerine yazı yazılan beyaz kâğıtta varlık. Mesela ateşin bir ocakta, bir hayalde ve bir de zihinde varlığı vardır ki, bu varlıkla kastettiğim şey, ateşin sûreti ve hakikatine dair bilgidir. Ateşin bir de dilde varlığı vardır ki, o da ateşi ifade eden kelime, yani "ateş" lafzıdır. Ateşin [son olarak] üzerine birtakım şekillerle yazılan beyaz kâğıt üzerinde bir varlığı söz konusudur. Ezelîliğin Kur'ân'ın ve yüce Allah'ın kelâmının bir niteliği olduğu gibi, yakma da ateşe özgü bir niteliktir. Bu bağlamda ocakta yakıcı durumda olan, zihindekinden, dil ve kâğıttakinden başkadır. Zira kâğıttaki veya dildeki de yakıcı durumda olsaydı, elbette yanardı. Fakat bize "Ateş yakıcıdır" denilirse, evet deriz. "Ateş kelimesi yakıcıdır" denilirse, hayır deriz. "Ateş kelimesinin harfleri, yani nûn, elif ve râ yakıcıdır" denilirse, hayır deriz. "Bu harflerin beyaz kâğıt üzerindeki şekilleri yakıcıdır" denilirse, hayır deriz. "Ateş kelimesiyle zikredilen ve ateş kelimesiyle yazılan şey yakıcıdır" denilirse, evet deriz. Çünkü bu kelime ile ifade edilip yazılan ve ocakta bulunan şey yakıcıdır. Aynı şekilde yakmak ateşin niteliği olduğu gibi, ezelîlik de yüce Allah'ın kelâmının bir niteliğidir. "Kur'ân" ismi verilen şeyin varlığı için de dört mertebe vardır: İlki asıl konumunda olup, Allah'ın zâtıyla kaim olan varlığıdır ki, ateşin ocaktaki varlığı gibidir: "En yüce sıfatlar Allah'a aittir." (en-Nahl 16/60). Ancak anlayışı kıt olanlara anlatabilmek için bu misaller gereklidir. Ezelîlik bu varlık [mertebesine] özgü bir niteliktir. İkincisi, öğrenim sırasında dilimizle okumadan önce Kur'ân'ın zihinlerimizdeki bilgiye konu olan varlığıdır. Ardından sesimizi kesintili hale
Sayfa 93·Kitabı okudu
Din

Burak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·111 syf.·
17 saatte okudu
·
2022 36. kitabı
İmam Gazali
9/10 · 17 okunma
Reklam