İnsanlık ehramının (piramit) son ve en yüksek taşı, son ve en yüksek Resûle bile bir hudud çizilmiştir; o da Allah dememek şartiyle O'na ne denilse az geleceğini bilmektir. Sahabiye, nebi, veliye sahabî, âlim ve fazıla veli dememek vesaire... Gerçek Nurcu da Üstadını kendi öz sınırları içinde gören ve onun bu sınırlar içinde büyüklüğünü teslim edendir. Bâkisi hayal ve hüsran...
Bir Ramazan günü... Bediüzzaman kırlarda ve içiyle konuşmakta... Yanına bir jandarma başçavuşu geliyor. Başçavuşun arkasında, ayrıca, üç silahlı jandarma eri... Çavuşun Said Nursi'ye hitabı:
- Sen şapkasız geziyorsun! Şapka giymen lâzım! Gel bizimle karakola!
Zulmün bu kadarı olur. Dağlarda, iç hayatına dalmış, yalnız nefsini muhatap tutan bir şehir veya kasaba, sokak ve meydan dedikleri yerlerde boy göstermeyen bir insana bu teklif, (Giyyom-Tel)in selâmlamaya mecbur tutulduğu şapka misalinden daha büyük bir cinayet ve sefalet arzetmektedir.