Müslümanlıkta dünya odur ki, mü'min onu zaptedecek, onâ hakim olacak, fakat onun esâret ve hâkimiyetine düşmeyecektir. Tıpkı İslâmda gerçek fakirin, mal sahibi olmamak değil, malın ona sahip olmaması ve onu köleliğe düşürmemesi demek olduğu gibi... Bu harikulâde inceliği anlayan, en dakik (nüans-gamıza)lardan ibaret İslâmın dünya ölçüsünü de kavrar; ve bu vakte kadar eşya ve hâdiselere İslâm adına nasıl tek taraflı bir gözle bakıldığını ve dünyanın nasıl elden kaçırıldığını görüp ürperir.
İslâmiyeti bildiğimizi sandığımıza, halbuki tek bilmediğimiz şeyin İslâmiyet olduğuna; yegâne felâketin de bilindiği sanılan bir şeyin tekrar gözden geçirilmesine mâni olan o meşum kayıtsızlık ve o ahmak istiğnadan doğduğuna inanıyoruz!
Zira bizim, hangi milleti ve siyasî zümresiyle olursa olsun, Avrupalının hoşuna gitmemiz ve alkışını toplamamız ancak kendi kendimizi tahrip ve inkârımız nisbetinde kabildir.
Doğunun gidiş ve usulü, bütün hak ve bâtıl kollariyle, bu dünyanın ötesini; Batının gidiş ve usulü de, bütün şubeleriyle bu dünyayı fethetmek oldu. Böylece, biri yumruğunu çözüp bu dünyayı elden düşürürken; öbürü, yumruğunu sıkıp bu dünyayı avucunun içine aldı.