Roboto

Emekoloji
" (...) Öznel idealizm (idealizm) soyut emeğe (düşünceye) yaslanan güçsüz insanın yapı taşı iken, nesnel-idealizm (materyalizm) somut emeğe (maddeye) yaslanan güçsüz insanın yapı taşı olmaktan öteye geçememiştir. Başka bir deyişle, idealizme göre nesnenin özü, düşünce, yani soyut-emektir. Materyalizme göre ise, öznenin özü, nesne, yani somut-emektir. İdealizme göre nesnenin öznedeki görüngüsü de, öznenin nesnedeki görüngüsü de özneye ait görülürken, materyalizm de ise tam tersi olduğu savunulmuştur. Yani materyalizm ise; nesnenin öznedeki görüngüsünün de, öznenin nesnedeki görüngüsünün de, nesneye ait olduğunu savunmuştur. İdealizm nesneyi (somut emeği) yok sayarken, materyalizm de özneyi (soyut emeği) yok saymıştır. Nesnel emeğin ve öznel emeğin yok sayılmasının, gerçekte temel bir yöntemsel yanlıştan kaynaklandığı görülememiştir. İdealizm, öznenin nesnedeki görüngüsünün özneye ait olduğu yanlışını yaparken; materyalizm, nesnenin öznedeki görüngüsünün nesneye ait olduğu yanılsamasına kapılmıştır. Gerçekte ise, öznel emeğin nesnel emekteki görüngüsü nesnel emeğin kendisine ait iken, nesnel emeğin öznel emekteki görüngüsü de öznel emeğe aittir. İşte bu gerçekten hareketle Emekoloji; nesnel emeğin öznel emekteki görüngüsünü “özneleşmiş-nesnel emek” kavramsallaştırmasıyla ifade ederken, öznel emeğin nesnel emekteki görüngüsünü ise “nesneleşmiş-öznel emek” diye kavramsallaştırarak idealizm ve materyalizm arasındaki sözde “bölünmeyi” aşabilmiş olan tek disiplindir. Emekoloji, nesnelleşmiş-öznel emeğin özneye ait olmadığı, nesneye ait olduğu gerçeğini ortaya çıkarırken; özneleşmiş-nesnel emeğin ise, nesneye ait olmayıp, özneye ait olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yukarıdaki duruma ilişkin olarak bir örnek vermek gerekir ise; her insanın aynadaki görüntüsü ile o insanın kendi
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yabancılaşma, benim geçim araçlarımın bir başkasına ilişkin (ait) olmasında, benim isteğim olan şeyin bir başkasının erişilmez mülkiyetinde olmasında olduğu kadar, her şeyin kendi kendinden başka olmasında, etkinliğimin başka şey olmasında, son olarak -ve bu kapitalizm için de doğrudur- egemenlik sürenin eninde sonunda insanlık dışı erklik olmasında da görünür.
Sayfa 195 - Sol Yayınları
Aşırı baskı temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir toplumda, dinsel önyargıların sadece propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini sanmak budalalık olur. İnsanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka bir şey değildir. Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlanmadıkça, ne kadar bildiri dağıtılırsa dağıtılsın, ne kadar söz söylenirse söylensin proletaryayı aydınlatmak olanaksızdır. Bizim açımızdan ezilen sınıfın bu dünyada bir cennet yaratmak adına gerçek devrimci mücadelede birleşmesi, öteki dünya cenneti konusunda proletaryanın görüş birliğine gelmesinden daha önemlidir.
kadının kurtuluşu, ailenin ortadan kaldırılmasında
Modern karı-koca ailesi, açık ya da gizli, kadının evsel köleliği üzerine kurulmuştur; ve modern toplum, salt karı-koca ailelerinden –moleküller gibi- meydana gelen bir kütledir. Günümüzde, erkek, çoğunlukla, hiç değilse varlıklı sınıflarda, ailenin dayanağı olmak ve onu beslemek zorundadır; bu durum, ona hiçbir hukuksal ayrıcalıkla desteklenmeyi gereksinmeyen, egemen bir otorite kazandırır. Aile içinde, erkek, burjuvadır; kadın, proletarya rolünü oynar. Ama sanayi dünyasında proletaryayı ezen iktisadi baskının özgül niteliği, kendini bütün sertliğiyle, ancak kapitalist sınıfın bütün yasal ayrıcalıkları kaldırıldıktan ve iki sınıf arasında tam bir hukuksal eşitlik kurulduktan sonra gösterir; demokratik cumhuriyet, iki sınıf arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı yok etmez; tersine, bunlar arasındaki savaşımın, üzerinde yapılacağı alanı ilk hazırlayan odur. Aynı biçimde, erkeğin kadın üzerindeki egemenliğinin özel niteliği, bu iki cins arasında gerçek bir toplumsal eşitlik kurma zorunluluğu ve bunun yolu, bütün bunlar, kendilerini ancak, erkekle kadın tamamen eşit hukuksal haklara sahip oldukları zaman apaçık göstereceklerdir. O zaman görülecektir ki, kadının kurtuluşunun ilk koşulu bütün kadın cinsinin yeniden toplumsal üretime dönmesidir ve bu koşul karı-koca ailesinin, -toplumun iktisadi birimi olarak ortadan kaldırılmasını gerektirir.