Kendilerini ölmeden ceset olarak algılayanlar intiharlarını başkalarının
bir vasiyeti gerçekleştireceği gibi gerçekleştirir.
Ölüm yaşarken vardır, olmuştur. Cesedi yakarak ortadan kaldırmak gerekir.
Gömütün kapağı hep açık, ölünceye dek—
yaşadıkça uçuşan anları, düşünceyi ve duyumları
bir bir atıyoruz içeri, sonra hiçbir şey biriktirilemez,
üretilemez duruma geldiğinde kendimiz giriyoruz
ve örtüyoruz kapağı üzerimize.
Geliyorlar, bu evde doğan yeni bir ölümü görmeye; koşarak, düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek... Nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostların yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarını— geliyorlar! Uyuyan arzunun düşü imgelemenin anlağın belleğin leş kokularını duymaya geliyorlar. Ölüm sessizliği, toz ve küf kokan evden ayrıldıklarında seviniyorlar canlıyız diye.
Bombalandıktan sonra, heba kuşlarının bir bölüğü akıl ve beden yaralarını resmettirip, satamadılar.
Büyük bir bölümü yaralarıyla dilenme sayesinde unutuş duvarını ördüler.
Eksi sıcaklığında anımsamanın hiç ses çıkarmadan yıllardır bekliyor gizleyip yaralarını heba kuşları.
Öçleri uzun tutar onlar; bombacıyı, her zamanın bombacısını bulduklarında açılacak vücut ve akılları katil bir öpüşle;
Bileklerini çevreleyen mavi tül uçup yittiğinde kurtulabilecek küçük kız darbe arayışından,
belki de!