Ah! Yüzüne düşkün bazı kişiler vardır ve durumun böyle olması hiç de tuhaf değildir! Düşkündürler yüzlerine, ve hayat kendi gözlerine bakar, yüzlerinden fışkıran kalemlerle! Ve yine de düşkündürler ölüme, yüz görümüyle, ölüme! Acı mı? Değil!!! Bir tapınma biçimi, yalnızca kürke!
Sevmiyorum kuş seslerini ve seslerinin açıklanışı, açığa çıktığı sabaha karşıları. Kuşlar, sabahlar, gün ağacına tırmanırlar ve her rengin böylesine özdeşlik bulması tiksinç!
Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yuva…
Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü benim kendimi izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayrı yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına,
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına,
niye kimseler izin vermez yollarına
kuş konmasına?
“Öyle güzelsin ki
kuş koysunlar yoluna”
bir çocuk demiş.