6/10
·72 syf.·
2026 40. kitabı
Fransız tiyatrosunun en büyük komedi ustalarından Molière 'in alışılmış çizgisinden ayrılan bir eserle karşınızdayım. Oyun içinde oyun tekniğiyle sahneye koyduğu Versailles Tuluatı, onun tiyatroya bakışını doğrudan konu edinen özel bir oyundur. 1663 yılında yazdığı bu tek perdelik eserde Molière başkahraman olarak kendi kimliğiyle yer alır. Versailles Sarayı’nın tiyatro salonunda geçen olay, prova kaosu içinde oyuncuların dağınıklığı, tartışmaları ve Molière’in tiyatroya dair görüşleri iç içe ilerler. Okuduğum diğer eserleri olan Cimri, Kadınlar Mektebi ve Hastalık Hastası güçlü karakterler ve keskin toplumsal hicivleriyle öne çıkarken; Versailles Tuluatı doğrudan tiyatronun kendisini ve oyunculuk sanatını merkeze alır. Oyuncularla kurulan ironik diyaloglar, sahne sanatının doğasını sorgulatır. Oyun, bir tiyatro manifestosu havasında olsa da ele aldığı konusu ve yapısı itibariyle diğer eserlerine göre biraz zayıf kalır. Hatta bir itirafta bulunayım; ilk defa Molière’in bir eserini beğenmedim. Tabii ki bu benim düşüncem… Siz beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, o size kalmış. Ve bu eser, Orhan Veli Kanık ile Azra Erhat’ın ölümsüz çevirisi sayesinde bize ulaşır. Onların akıcı ve sade dili sayesinde Molière’in bu oyunu canlılığını koruyarak edebiyatımızda kalıcı bir değer kazanır.
Versailles TuluatıMolière · Remzi Kitabevi · 202326 okunma
Siyasi Tarih
Puan vermedi·192 syf.··
2026 19. kitabı
Feodalizmden kapitalizme geçiş süreci, İngiliz Sanayi Devrimiyle başladı. Sanayi Devrimi, anlık bir olay değil, kimilerine göre yüz yıldan uzun süren, en yoğun dönemi 1760 ile 1830 yılları arasında yaşanan bir süreçti. Bu süreçte, öncelikle, tarım dışı üretimin teknik temeli değişti. Makine üreten makineler ortaya çıkarken, zanaatçıların atölyelerinin yerini büyük sanayi işletmeleri (fabrikalar) aldı. Büyük ölçekli üretimin ortaya çıkması ve gelişmesi, iki yeni sınıfın varlığını gerektiriyordu: Üretim araçlarına (makinelere, aletlere, fabrika binalarına, hammaddelere vb.) sahip sermaye sahipleri (sanayi burjuvazisi) ve fabrikalarda çalışacak işçiler (proletarya). Feodalizm döneminde, temel sömürü biçimi, emekçilerin ürettiklerine zor yoluyla el koyulmasıydı. Emekçilerin bazıları köle ya da serf olarak çalıştırılırken, bazıları da neyi nasıl üreteceklerine kendileri karar veriyor, ama ürettiklerinin önemli bir bölümü ellerinden alınıyordu. Dünyanın pek çok ülkesinde, köylüler, toprakla birlikte alınıp satılıyordu. Köylülerin ürettiklerinin önemli bir bölümüne el koyan ve bu arada her tür işlerini onlara yaptıran toprak sahipleri sınıfı (toprak ağaları, beyler, aşiret reisleri, aristokratlar, feodal sınıf), tam da bu nedenle, teknik ilerlemelerle pek fazla ilgilenmiyordu. Yine bu dönemde, usta-kalfa-çırak düzeniyle çalışan zanaatçılar da, küçük ölçekli üretimin dar sınırları içinde, kendi ayrıcalıklarını korumaya çalışıyordu. Zanaatçıların "lonca" türü örgütlerinin amacı, teknik ilerleme sağlamaktan çok, kendi üretim alanlarına "izinsiz" girişleri önlemekti. Feodalizm döneminin zengin ve güçlü tüccarları ise, dünyanın her yanındaki üreticilerden ucuza mal alıp yüksek fiyatlarla satabildikleri için, kendi ülkelerindeki teknik ilerlemeleri ve sınai üretimin gelişmesini çok
Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’iKarl Marx · Yordam Kitap · 2016229 okunma
Reklam
7/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 12:21
Stefan Zweig bu sefer Fransa'yı mesken tutmuş novellasına. Paris, Normandiya, Courbépine, Versailles, Bastille, Amfreville, Madame de Prie'nin hikayesine eşlik eden yer isimleri. Ve o zamanlar henüz hiç bilinmeyen Türk tatlı ve içecekleri de novella da yer bulmuş kendine. Bir çöküşün öyküsünü okurken sıkıntıyı hissedebiliyorsunuz, dokunmak size kalmış. Keyifli okumalar...
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2026 4. kitabı
C’est le premier livre de Français que j’ai fini. J’aime les livres historiques alors, j’aime ce livre aussi. Ce n’est pas difficile ni très long. Parfait pour les gens qui ont commencé niveau.
Marie-Antoinette au château de VersaillesAdriana Kritter · Didier · 20221 okunma
Büyük yalanlar mi, büyük hayaller mi?
Puan vermedi
Büyük Yalanlar, çoğu zaman Joseph Goebbels’in propaganda anlayışıyla özdeşleştirilen bir metin olarak okunur. I. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın içine sürüklendiği ağır siyasal ve ekonomik çöküş arka planda kalir. Versailles Antlaşması’nın Alman halkinda yarattığı aşağılanmışlık duygusu, hiperenflasyon, işsizlik ve toplumsal umutsuzluk atmosferi, kitlelerin radikal söylemlere nasıl açık hâle geldiğini göstermektedir. Bu ortamda “ülkenin teslim alınmış olduğu”, devlet kurumlarının ve kamu hayatının belli gruplar tarafından ele geçirildiği iddiaları sürekli tekrar edilerek bir düşman imgesi inşa edilir. Hedef kitle aslinda hicte masum olmayan bazı yahudilerdir. Bu elit yahudi kesim Almanyanin siyasetten ekonomiye ticaretten basına kadar bir çok alanında söz sahibi ve yönetici el olarak bulunmakta, Almanya'nın ve Almanlarin değil kendi cikarlari için Almanya'ya yön vermektedirler. Metnin en problemli yönü de burada ortaya çıkar: Karmaşık tarihsel süreçler,bütün yahudileri hedef alan toptancı ve komplo temelli anlatılarla açıklanır. Kitapta bu anlatı, Almanya’nın kurtuluşunu sağlayacak “güçlü lider” arayışıyla birleşir ve Adolf Hitler’in yükselişi neredeyse kaçınılmaz bir tarihsel kader gibi sunulur. Sosyal nasyonalizm ve Naziler yeniden güçlü Almanya ve kadim Alman irkinin tarihte olduğu gibi yine hak ettigi değeri kazanmasi gerekliligi uzerinedir.Hitler’in kitleleri sürükleme yeteneği, ulusal gururu yeniden canlandırma vaadi ve düşmanlara karşı sert söylemi, toplumun yaşadığı aşağılanmışlık duygusuna bir çıkış kapısı olarak gösterilir ve karşılık bulur. Bu söylem öyle laftada kalmamış, Hitler hükümeti, cok kısa sürede, savaştan çıkmış ve asagilanmis bir halkı ve devleti, hem siyasi,hem ekonomik, hem psikolojik yönden ayağa kaldırmış ve tahmin edilmesi zor bir
Büyük YalanlarJoseph Goebbels · Zeplin Kitap · 2019542 okunma
5/10
·400 syf.··
2026 20. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 19:24
Özal, binlerce sayfalık külliyatı olan bir savaşı yaklaşık 300 sayfaya sığdırırken "kısa" kelimesinin hakkını veriyor ancak derinlikten ödün vermiyor.Kitabın en büyük artısı, kuru bir kronoloji sunmak yerine neden-sonuç ilişkilerini okuyucuyu boğmadan anlatması.Kitap bir ders kitabından ziyade,merak uyandıran bir belgesel metni tadında. Yazarın askeri terimlere boğulmayan dili, konuya yabancı olanlar için harika bir giriş kapısı açıyor.Kitap genel olarak üç ana evreye odaklanıyor:Yol Ayrımı:1914 öncesi diplomasi trafiği ve suikastın fitili ateşlemesi. Kilitlenme: Hareket savaşının yerini alan siper hayatı ve teknolojinin (tanklar, gazlar, uçaklar) devreye girişi. Çöküş ve Miras: İmparatorlukların dağılması ve II. Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan Versailles Antlaşması süreci.
Kısa I. Dünya Savaşı Tarihiİ̇lkin Başar Özal · Timaş Yayınları · 2024194 okunma
Reklam
Reklam