bosna’da günler her zamanki gibi sürmekteydi. çocuklar oyunlarını oynuyor, yaşlı yalnız adamlar hayatlarını kısır döngünün dışına çıkarmıyor, gençler ise birbirlerini seviyor, aşık oluyorlardı. tüm bunlar insanlara sıradan geliyordu, hayatın normal akışıydı bu. hayat, süreklilik arz eden olaylar zinciri gibiydi ve bu zincirin halkaları da birbirine benziyordu, ancak o güne kadar. ne zaman ki bölgede kan ve barut kokusu, silah, bomba ve insanların acı feryatları duyulmaya başladı ki o zincirin halkaları birbirinden ayrılmaya başladı. tüm bunların gündelik bir olaya dönüştüğü an ise insanlar savaştan önceki hayatlarının ne kadar kıymetli olduğunu anlamışlardı.
yazarın, farklı kişilerin hayatlarından savaşın etkilerini gözler önüne seren yirmi dokuz farklı hikayesi bu kitabı oluşturuyor. yukarıda da bahsettiğim gibi gündelik hayat bir şekilde akıp giderken bir gün her şey altüst olması, bölge insanının acısını anlatmasının yanında tüm insanlara, hayatın ne getireceğinin bilinmezliği ve umudun her zaman olması gerektiğini anlatıyor. hatırlarsanız bulutsuzluk özlemi de şarkısında “ne olursa olsun, yaşamaya mecbursun” diyordu. keyifli okumalar.