Sanat dünyasının önemli isimlerinden Paul Cezanne, 19. yüzyılın önemli isimlerinden biri. Kare Sanat serisinde, adım adım sona doğru gidiyorum. Elbette okunacak isimler bitmedi, ama giderek azalmaları da üzücü. Yine de, ben size eğer bir sanat serisi okuyacaksanız, “kare kitap/sanat” serisini tavsiye etmiyorum açıkçası. Kronolojik sıralama yok maalesef. Hâl böyle olunca, önünüze çıkan sayfadaki resimden çok önce geçtiğiniz sayfalardaki eserlerin analizini okuyorsunuz.
Cezanne; zengin bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir. Pek çok kursta eğitim görür ve Paris’e eğitim görmek için gider... Cezanne, cidden ilginç bir ressam. Gördüğü nesneleri, kendi merceğinden geçirerek, Farklı bir şekilde kompozisyona yerleştiriyor. Ünlü “Ölüdoğaları” fizik kurallarına ve gözlerin bakış açısına göre tuhaf durduğu dikkatli gözlerden kaçmaz. Gördüğüm anı hatırlıyorum: “Bir tuhaflık var” demiştim. Camille Pissarro en büyük destekçisi ve eş zamanlı öğretmeni idi. Aynı manzaraları reddetmelerine, ikisi arasındaki fark öyle büyüktür ki, anlaşılmaz. Sanat Tarihçileri, kendisi öldükten sonra bile, arkasından iyi şeyler söylememişler, aksine “yeteneksiz bir ressam, desenleri dışında zayıf bir isim” gibi hak etmediği söylemlerine devam etmişler. Üzücü bir durum, özellikle Sainte-Victorie Dağları’ çizimlerinin “Kübizm”in doğuşuna kaynaklık ettiğini düşünürsek. Okurken şunu fark ettim, manzaraları küresel bir görüşle gören bu ressam, resmin hem yakınlaştığını hem de uzaklaştığı etkisini vermiş hep çalışmalarına. Hitchcock’un Vertigo (Yükseklik Korkusu) filminde kullandığı kamera açısı aklıma geldi ve tam tamına karşılıyor kavramı. Cezanne, Paris’te başarısız olup eve döndüğünde, babasının muhasebe defterine şunu yazar: “Yüreği cız etmeden göremiyor banker babam, oysa tezgâhının ardından doğmakta,