Fucino hocanın derslerine iki elim kanda olsa katılmalıydım. Hiç kimsenin göremeyeceği, yaşamın bir köşesinde suskunca eyleme dökülen buna benzer küçük iyilikler, bu dünyanın gerçek hazineleri değil midir?
Nasıl söylesem, herkes kendini biricik bir çiçek gibi görür, oysa ancak bir araya gelince kocaman bir buket çıkar ortaya. Aile dediğin böyle tuhaf bir şeydir işte.
Her an gözlerimin önünde beliren manzara, çocukluktan çıkmak üzereyken, babamın hastalığı düzelsin diye rehinecilerle eczaneler arasında mekik dokuyuşum, ünlü doktor dedikleri üçkâğıtçının sözlerine inanıp düzlük ağacı yumrusu, namuslu çekirge ararkenki biçare halimdi. Hatta uyuyamadığım geceler, saçma sapan bir hurafeye aldanıp, ölümün pençesindeki babamın başucunda ruhunu bedeninde tutabilmek için boğazım yırtılırcasına babamın adını haykırışım kulaklarımda yankılanmaya başlıyordu.