Yalnızlık, seçtiğim bir hal değil, ellerimle tırnaklarımla tutunmaya çalışıp tepetaklak, yara bere içinde yuvarlandığım, suyu çekilmiş, eski bir kuyuydu.
Susuz olduğu için kimseler gelip geçmiyordu yanından.
sabah çok uzun zamandır tatmadığım bir ferahlık duygusuyla güne uyandım.
Yıllardır üzerime yapışıp kalmış, insan etinden de ağır bir yükten kurtulmuş gibi bir hafiflik vardı üzerimde.
Meğer ölü hatıralar da ölü ceninler gibi zehir olu yormuş insana, acı çekerek öğrendim.
Geçmişin irin tutmuş necis kalıntıları kapkara bir kanla birlikte döküldü hafizam dan. Bütün gece harlı bir ateşin başına oturmuş da içimi acıtan fotoğrafları, hiç acele etmeden, tek tek, alevlerin arzulu kolla rina bırakmışçasına rahatlamıştım.
Alevler doymak bilmedi giden her fotoğraftaki yüzü daha bir iştahla küle çevirmişti.