insanlık tarihinin büyük bölümünde belirli kadınların hayatları
hakkında daha fazla şey duymamanızın bir nedeni, bu bilginin
büyük kısmının kaybolmuş, yok edilmiş veya hiç kaydedilmemiş
olmasıdır. Tarihin belirli noktalarında kadınlar tarafından yazılan
etkileyici tanıklıklara sahip olsak da, bunlar istisnadan öteye gidememektedir. Sıklıkla kadınların belirli bir zamanda belirli bir yerde
nasıl yaşamış olabileceğini saptamak için arkeolojiden ve ufak tefek kanıtlardan yola çıkarak spekülasyon yapmak zorunda kalırız.
Ancak herhangi birinin hikayesini anlatan ilk ağızdan bir tanıklık
elimize geçtiğinde, bu genellikle erkeklerin hikayeleri olur.
Bu bir kaza değildir. Cinsiyetçi lik, önyargının en antik ve temel
biçimlerinden biridir ve tarihsel kayıtları geri döndürülemez
biçimde lekelemiştir. Gelin görün ki, tüm toplumlarda kadınlar
sayısız yolla, etkin olarak bu silinmeye direnmiştir. Batı'da artık
birinci dalga feminizm olarak andığımız gelenekte kadınların
haklarını korumasının hikayesi, erkeklerin haklarını korumaya
yönelik Aydınlanma felsefelerine bir meydan okuma olarak ortaya
çıktı; bu felsefeler, kendilerinden önceki pek çoğu gibi insanlığın
yarısını hesaba katmamıştı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Toplum ilahi düzene yaklaştıkça, erkekler ile kadınların karakterleri, görevleri ve uğraşları arasında daha az ayrım olacaktır. Kadınların kibarlığı ve zarafetinde bir azalma olmayacak, erkeklerinkinde bir artış olacaktır:"
-Lydia Maria Child (1802-1880)
"Bir devlet adamı kendi başına hiçbir şey yaratamaz. Tanrı'nın olaylar arasında yankılanan adımlarını duyana dek bekleyip dinlemelidir; sonra da sıçrayıp onun elbisesinin ucunu kavramalıdır:'
-Otto von Bismarck (1815-1898)
Romalı hikaye anlatıcıları Yunan kültüründen fazlasıyla etkilenmişti ve cumhuriyederinin öyküsünü antik Yunan folkloruna temellendirmenin yollarını aramışlardı. Homeros'un İlyada'sında betimlenen ve Romalıların Romulus'un atalarından biri olduğuna inandıkları mitsel bir Truva Savaşı kahramanı olan Aeneis'te bir bağlantı noktası buldular. Şair Vergilius (MÖ 70-19) Aeneis'i
kendi epik şiiri Aeneid'in kahramanı yapmıştır ve Aeneis, hızla vatanperverlik ve geleneksel Roma değerlerinin ulusal simgesi haline gelmiştir.