vetra

vetra
aktif değil, bıraktı
Puan vermedi·57 syf.··
2024 89. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2024 14:58
thebai ve mykenai mitoslarını inceleyen bu eserde, Elektra'nın hikayesini görüyoruz. Babası Agamemnon'un intikamını almak isteyen Elektra'nın yaşadığı intikam ve adalet arasında çatışmasında, etik ve ahlak felsefesine dair bir çıkarım yapılıabilir. bu hikayede eski yunan'ın klasik tragedyalarından biri. hatta freud'un meşhur oidipus kompleksinin yanında elektra karmaşası da ismini buradan alıyor. Hikaye boyunca akla bir soru geliyor "intikam alınması adaleti sağlar mı?" buradan da "intikam etik midir?" sonucuna varıp ekstra soru sorabiliriz. işte sophokles bu tiyatro metninde bunu yansıtmış. İçinde şairane bir dil var, bazen öyle cümleler, diyaloglar var ki şiir gibi. Tabii bu sophoklesin çoğu eserinde vazgeçilmez unsuru. Ama burada koro daha niteleyici bir durum trajedisi yansıtmış. Ve diğer eserlerine nazaran daha felsefi bir kurgusuydu. Mitolojik olarak Elektra: Elektra mitolojide sadıklığın ve bir nebze de intikamın göstergesi diyebiliriz. Elektra'nın Orates'i intikamın bir araç olarak kullanması onun yunan kültüründeki kadın modeline zıt bir karakter olarak tasvir edilişini gösteriyor. Çünkü yunan ve antik çağlara göre elektra daha güçlü bir kadın karakteri. bu da okurken keyif aldığım ve böyle bir rolde olduğu için hoş bir detaydı. Loksias (Apollon) Orates'in gelişme bölümündeki intikam olaylara karşın harekete geçirmesi için mitolojik bir gönderme olarak tanımlanabilir. Tanrıların mitolojik simgesini bu tragedyada epeyce görebiliyoruz Apollon'un imgesel bir mitolojik unsura dönüşmesi de burada tanımlanabilir. sonuç olarak klasik bir tiyatro, kader ve trajedinin harmanlandığı, Yunan kültürünü buram buram yansıtan bir eser. Paralel döngüler ve dramatik isyanlar mitoloji ve temel bir felsefi soruşturma için okumaya değer.
ElektraSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,852 okunma
Reklam
bir filozof bir kant
Puan vermedi·72 syf.··
2024 86. kitabı
Kant'ın son günleri diye geçse de, pek çok anıya ve Kant üzerine bilgiye kapı açıyor bu kitap. Immanuel Kant, büyük bir filozof. Kimisi sever kimisi sevmez, kimisi ahlak metafiziğini eleştirir. Ama bu büyük bir filozof olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kant sanıyorum ki, Obsesif Kompulsif bozukluğa sahipti. Temizlik takıntısı, sayılar ve obsesyonlar, yoğun disiplini derken birçok yoğun tempo okurken bile yoruyor insanı. "Kant saat 6'da, oldukça alelade bir mobilyadan yapılma kütüphane masasına oturduğunda şafak sökene kadar kitap okurdu. İnsanı kolaylıkla düşünmeye sevk edebilen o loş ışığın altında okuduğu kitaba dair sükûnet içinde düşüncelere dalardı. Tabii kitap da üstünde düşüncelere dalmaya değer idiyse. Eğer değildiyse de ertesi gün vereceği derse veyahut yazmaya devam ettiği bir kitaba dair notlar almaya başlardı." pasajı bu obsesyonların ufak bir örneği olabilir. Ama günümüzdeki bu büyük insan olma adımlarını, bu disiplinle attığını söyleyebiliriz Genel olarak ciddi, disiplinli biri gibi tanınsa da, ince mizah anlayışına da sahipti. Bir keresinde ziyaretine gelen dostu onun sağlığıyla ilgili kaygılarını dile getirince Kant, "Ben sağlıklı biriyim, sadece doktorlarımı rahatsız etmemek için hastaymış gibi yapıyorum," diye esprili bir yanıt verir. Kant'ın sevecen ve katı olmasına rağmen bu tavırlarını kitap boyunca görüyoruz. Örneğin uşağının ölümüne yakınken sergilediği tavırlar, öğrencilere tutumu, yemek davetleri... Bunun gibi birçok anıyı anlatabiliriz Kant'a dair. Kitapta birçok kısım hikayeleştirilmiş ve basit şekilde anlatılmış. Kant'ın rasyonel dili gibi değildi. Bu sebeple felsefe az da olsa ilgisi olan, Kant'ı seven birisi rahatlıkla okuyabilir Basit bir anlatımı var, biyografisi hakkında pek bilgisi olmayan birisi de rahatlıkla okuyabilir. Tavsiye
Immanuel Kant’ın Son GünleriThomas de Quincey · Ketebe Yayınları · 2020137 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2024 74. kitabı
Uzun zaman sonra tekrar merhaba. Altı dolu incelemelerime pozitif dönüşler yapıyorsunuz, teşekkür ederim. Ancak bunları genellikle kağıda yazdığım ve sonra geçirdiğim için pek yazma fırsatım olmuyor. Ayrıca biraz duvara karşı anlatıyormuş gibi geliyor. Bu sefer umarım öyle olmaz diyip incelemeye başlayalım Lenoir modern dünyanın bir felsefecisi. Kendisini spinoza sayesinde tanısam da, bu kitabı oldukça güncel Korona faciası dönemi bu kitabı günümüz modern belirsizliklere bağlıyor. Spinozanın conatus öğretisi ile örnek veriyor Lenoir. Conatus'u kısaca "insanın tüm dürtülerini, eğilimlerini ve duygusal yaşantısını belirleyen bir ilke" olarak özetleyebiliriz. Spinozacı etik burada devreye giriyor. Ama öncelikle Lenoir'in dediği gibi spinozanın iki yaşam mekanizmasını unutmamalıyız. Kendini korumak ve yaşam-eylem gücünü arttırırmak. Lenoir buradan sonra Maslow'un piramidini örnek vermiş ve bu kısmı gerçekten önemli. Maslow'un piramidini düşünelim. Fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik, sevgi, saygınlık ve kendini gerçekleştirme. Peki korona gibi fizyolojiyi tehlikeye atan durumlar olduğunda ne olur? Üst hiyerarşi kendini gerçekleştiremez. Burada Lenoir'den bir alıntı yapalım "hayatta kalmak söz konusu olduğunda verilen ilk tepki fizyolojik ihtiyaçlarımızın karşılanabileceğinden emin olmaktır ve bencil ya da gülünç olmanın bir önemi kalmaz." Korona dönemindeki stokçulardan, kavga çıkaranlara, tuvalet kağıdı depolayanlardan konserve alanlara kadar birçok örnek akla geliyor. Bu belirsizlik ve piramidin kendi içinde savaşması Lenoir'in dediklerine hak vermemizi sağlıyor. Kitap boyunca aklıma Heisenberg belirsizlik ilkesi geldi. Gerçekten Öngörülemeyen belirsiz bir dünyada yaşamak akla bu matematiksel ilkeyi akla getiriyor. Determinizm ve belirsizlik arasındaki çatışmayı,
Öngörülemeyen Bir Dünyada YaşamakFrederic Lenoir · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023529 okunma
Kadının kaderi coğrafya değildir.
8/10
·256 syf.··
2024 45. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2024 20:32
"Coğrafya kader midir?" Kadınlar için pek de öyle değil gibi. Dünyanın her noktasında benzer senaryolar yaşayan kadınları bulmak epey kolay. "modern" ya da "geleneksel" coğrafya kadınlar için geçerli değil. Olivia ise şu an günümüzde modern sayılabilecek bir ülkelerden birisinde doğuyor, çoğu Türk kadını gibi (özellikle 20-30 sene öncesi) bir yaşam ve ruhani bir tutsaklık yaşıyor. Olivia küçüklüğünde babası tarafından seks amaçlı kullanılan ve sürekli kız olduğu için utandırılan bir çocukluk geçiriyor. bu kadınlık dayatmalarından psikolojik olarak küçüklüğünde bu tarz bir baskıları kalmış çocukluğum ileriki düzeylerde nasıl yansıdığını nasıl bir hayat çizdiğini, nasıl kendi güvenli alanının bu olduğuna inandırıldığını çok net bir şekilde görüyoruz. günümüzde çoğu -bu çocuk kız erkek fark etmezsin- tacizi yaşıyor. ayrıca genelde inanılmıyor "iftira atma o senin babanı, o senin amcan." vb. sözler sarf ediliyor. kim olursa olsun bu tarz şeyler duyulması çok ihtimal çünkü geleneksel medya her daim bize ensesti meşru kılan ve kadınların şu an bile bu baskılara yoğun bir şekilde maruz kaldığı bir hayat biçimi sunmuş durumda. "Ben bir kuşum ve uçup gidebilirim bir kuş ve bir kız olmak ve uçmak, ne kadar güzel şey." diyor Olivia kitabın başında. özgürlüğe bu kadar bu kadar muhtaç ve isteyerek arzulasa bile baskılarından dolayı kendine çok aşağıda görür ve aşağılık kompleksini sıklıkla yaşar. ve babasının öldüğü gün ,intiharında, bunu çok kuvvetli bir boş vermişlikle tıpkı yabancı romanının içselleşmiş halini yansıtıyor bize. insan kötü davranan birisine özler mi? ya da onu ve o anlara geri dönmeyi isteyebilir mi? her ne kadar çok uçuk ve istek gibi de olsa kötü bir travma ardından o ana geri dönmek her zaman normal karşılanabilecek bir şey aslında. çocuklukta
Babam Öldüğünde AğlamadımIris Galey · Arion Yayınevi · 1994950 okunma
Türkiye'de Cinsellik Korkusu
Puan vermedi·208 syf.··
2024 41. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2024 08:24
Bu ülkede cinsellik hep korkulan bir şey oldu. Her zaman kaçınılan. Bu kitabın incelemelerini okuduğumda da cinsellikten korkan, onu ayıplayan ve bir o kadar da düşürmeye çalışan bir kitle gördüm. Kitabın içeriğinden çok içerisindeki karamalar bazı arkadaşlara dert olmuş. Ama bu insanların profillerine baktığınız zaman hep bir "özgürlük savunucusu" oluyorlar. Madem ki özgürlük bu kadar arzu ettiğiniz şey, neden bu kadar zorunuza gitti bir kitabın cinsellikle ilgili şiirler barındırması? cinsellikle ilgili tabuların ve sansürün varlığı, cinsel eğitim eksikliği ve sağlık hizmetlerine ulaşımın kısıtlanması gibi şeyler ülkemizde epey yaygın. Bu durum cinsel şiddet vakalarının artmasına ve cinsel kimlik ve tercihler konusunda bireylerin kendilerini ifade etme özgürlüğünün sınırlanmasına yol açıyor Zaten Türkiye'de namus bekçiliği olduğu gibi hep bir ahlak konuşuluyor Yapamadıkları cinsellikten korkuyorlar. Bunun "kirlenmek" olduğunu düşünüyorlar. Bunu söylediğinizde bu arkadaşlar buna itiraz edecek "hayır! ben özgürlüğü savunuyorum." diyecektir. Ancak gerçek şu ki kendi sanal yaşam alanlarına girdiklerinde tıpkı bu incelemelerde ki gibi "rezaleti" konuşacaklar. Size Freud'dan bir alıntı yapayım, "Freud'a göre çocukluk döneminde yaşanan deneyimler, cinsel dürtülerin bastırılmasında önemli bir rol oynar. Özellikle toplumun kabul etmediği veya yasakladığı cinsel içerikli düşünceler ve istekler, bireyin içinde bastırma mekanizmaları oluşturarak bilinçsiz bir şekilde bu dürtülerin dışa vurulmasını engeller.Bu bastırılmış cinsellik, Freud'un psikanalizinde çeşitli semptomlara yol açabilir. Örneğin, nevrozlar, takıntılar, fobiler ve diğer psikolojik rahatsızlıkların temelinde bastırılmış cinsellik ve bu cinselliğin sembolik ifadeleri bulunabilir.Freud'un bastırılmış cinsellik
Süt ve BalRupi Kaur · Pegasus Yayınları · 20179,7bin okunma
Reklam