Bir yanım senden nefret ediyor, kin kusuyor, anılarını, yaşattıklarını, hatta varlığını yadsıyor; bir yanım seni çok seviyor, kucaklıyor, kurmaca odalarda, kurmaca müzikler eşliğinde seninle dans ediyordu. Hep yaşam öykülerini okuduğumuz, birden çok kişilik taşıyan insanlara benziyordum gitgide. Yokluğunda seni yadsıyan yanım öbürüne yenik düşüyordu ve geçmişe aitimlerden yararlanarak seni yaratıyordum yanı başımda. Seninle konuşuyor, dans ediyor, sevişiyordum. Düşsel yaşamım gerçek yaşamımı gölgelemeye başlamıştı.
Sen bana anlatamıyordun. Anlatmanı istemiyordum zaten. 'Benim olmadığını' senin sesinden duy dun anasız bırakırdı beni. Ne olursa olsun yine gelmeli, yine yoklamalıydın beni. Küçük bir umut kalmalıydı içimde en azından. Heyecanla bir sonraki gelişine hazırlanmalıydım.
Sessizce çıkıyordun hayatımdan. Eksiliyordum. Daha doğrusu eksikliğim artıyordu. Hazırlanıyordun ve ben hazırlanışın uzun sürsün istiyordum. O çok sevdiğin alacalı kalemini masanın üzerinden alıp saklamak bile geçiyordu aklımdan.
Çığlığın değişik bir şekli. Yaşamın ölüme yaklaştığı, ama teslim olmadığı, aksine güç kazandığı bir yürüyüş. Belki bir kez olabilen ve tüm ömre yetebilen bir andı.