Okuduğum yerli ve yabancı eserlerden şunu anlıyorum:
Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş döneminde, Avrupa’nın kendi iç savaşlarında ve Engizisyon süreçlerinde; insanlık tarihine geçen büyük acılar yaşanmıştır.
Aynı şekilde Çin ve Rusya tarihinde de ağır dramlar, açlıklar ve toplumsal yıkımlar görülmüştür.
Bu örneklerle kıyaslandığında, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında aynı ölçekte ve yaygınlıkta bir toplumsal yıkım tecrübesinden söz etmek mümkün değildir.
Bunun önemli sebeplerinden biri şudur:
Osmanlı’da, Avrupa’daki gibi keskin ve çatışmacı bir sınıf yapısı oluşmamıştır.
Toplum; din, vakıf kültürü ve devlet anlayışıyla dengelenmiş, zengin–fakir uçurumu sert bir çatışmaya dönüşmemiştir.
Bu nedenle büyük iç patlamalar, kitlesel açlıklar ve sistematik toplumsal yıkımlar yerine; daha dengeli bir düzen uzun süre korunabilmiştir.
Bu topraklar, büyük yıkımları kendi içinde üretmekten ziyade, daha çok dış baskılarla karşı karşıya kalmıştır.
Nitekim birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda, emperyal güçlerin ortak saldırısına karşı, imkânsızlıklar içinde ama mertçe bir vatan savunması verilmiştir.