Daha önce birçok kitap okudum ve belki birkaç inceleme ancak hiç kitap incelemesini yapmamıştım, o nedenle mutlaka ve mutlaka hatalarım olacak, hatta bu bir inceleme bile olmayacaktır belki bir özet birazcık da yorum. Bu nedenle okumayanlar için spoiler içerecektir.
Her şey, yazarın hayatı akışına bırakıp bir arkadaşıyla yürürken bir polise verdiği çatlak ve sıra dışı bir cevabıyla başlıyor. Sonrasında yazarın da memnun olduğu gibi biz de memnun oluyoruz bu rastlantıya, çünkü bu eser sonrasında yaşanan ve hissedilen zincirleme bir takım düşüncelerin sonucu.
Neredeyse insanların mutsuz olmasına izin verilmediği bir dünya, böyle bir dünya ne kadar gerçekçi veya ne kadar yaşanılabilir olabilir ki! Mutsuzluk olmadan, hüzün, matem, acı, bunlar olmadan hayatın ve yaşamın ne kadar anlamı olabilir. Mutluluğun gerçekten de bir mutluluk olduğu, alışılagelmiş bir sanrı hatta bir dayatma olmadığı anlaşılabilir mi? Düşünün ki sigaranın ya da şekerin zararlarının olduğunu yazan bir metin bir kitap sizi mutsuz edebilir, sizi düşündürebilir ve pişmanlık duymanıza yol açabilir. O zaman yakalım. Hatta ve hatta sevdiklerimiz bu dünyadan göçtüklerinde bir mezar taşı bile olmasın üzerinde iki kelime yazan, hatırlamayalım, üzülmeyelim. Mezar taşları da olmasın ve hatta mezarları, cesetleri bile olmasın, kül edelim onları. İnsan kendi geçmişinden, kendi düşüncelerinden, ruh halinden ne kadar kaçabilir ki?
Eşitlik, bu kavram her zaman güzel duygularla çağrışım yapar ancak eşitlik her zaman mutlu eder mi? Çoğunluk veya eşitlik her zaman iyi bir şey midir? Herkesin eşit derecede mutlu olduğu, mutsuzluğa izin verilmediği bir dünya.
Bunun için bazı şeylerin eşit olması gerekir; herkesin eşit derecede düşüncesiz; eşit derecede sorgulamayan; eşit derecede bencil; eşit derecede itaatkar ve