"...bunca yılın sonunda artık saatin ustası olarak anılabilirim lakin zamanın hâlâ talebesi sayılırım. Bu konuyu bir karara bağlamak hakikaten çok güç ama bana sorarsan zaman, kâinatın insan üzerindeki en büyük egemenliğidir. İnsan zamanın karşısında bir oyuncaktan başka nedir ki?"
Belki daha evvelden bir derece olgunluk mertebesine ermiştim de farkında değildim. Sevdiğimin havasına değince birdenbire ateş aldım, can gözüyle görüşüm değil yalnız etrâfıma ve bütün dünyâya, hatta daha öteye ebedilik esrârına kadar uzandı.
Leyleğe desem ki: "Kendini tamam veremeyen gezgin arkadaş, seni ne kadar severiz de sen gene iğretilikten vazgeçmezsin. Demek ki gidemeyen ve temelli kalamayan bütün sevgililer gibi kalbimize hem aşkı hem hicrânı salmışsındır. Seni benimsememek için ne gayretler sarf ederiz, nefsimizi nasıl zorlarız kendimizi ve etrafınızı kandırmak için tılsımlı mağrur sözler bulmuşuzdur. Deriz ki: " Leylek benim ne kuşum? Yazın gelir güzün gider." Fakat ah!.. Güzün sen giderken içimiz sızlar, kasvetli kışımız başlar. Yazın da özlemeden süzülmüş yüzlerle yolunu bekleriz.