Bir insan topluluğuyla konuşmaktan nefret ederim. Bir toplulukla konuşurken her zaman içlerinden bir tanesini seçip sözlerimi ona yöneltirim ve konuştuğum sürece ötekilerin de gizliden gizliye bana bakıp hakları olmadan dinledikleri duygusuna kapılırım. Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup, " iyiyim," demenizi beklemeleridir.
"Berbat hissediyorum."
Pencerenin sol tarafında durup yanağımı tahta pervaza dayadım, oradan kentin merkezini görebiliyordum, Birleşmiş Milletler binası, Merih'ten gelme tuhaf, yeşil bir bal peteği gibi, karanlığın içinde kurulmuş duruyordu. Arabaların beyaz ve kırmızı ışıklarını, yollardan geçip gidişlerini ve adlarını bilmediğim köprülere döndüklerini görebiliyordum.
Sessizlik bunaltıyordu beni. Sessizliğin sessizliği değildi bu. Benim kendi sessizliğimdi.