o en öksüz köşesine sığındığımız yalnızlığın
yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze
göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür
şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.
bir adam belki de en çok bir rüzgârdır şimdi
sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgâr
şehri bir yabancı gibi dolaşıyor
şehrin mabetleri bir bir tükeniyor
başlıyor içinde sonsuz susuzluk
avuçlarının içi terliyor.