Çünkü bir beygir aldıklarında, eğer iyi çıkmazsa yine satmaya mecbur olurlar. Lâkin aldıkları fiyatla belki satamazlar; bu işte bir zarar korkusu var... Fakat, aldıkları kadınlar iyi çıkmazsa(!), tabiatlarına uygun gelmezse(!) hiçbir zarar etmeksizin onları bırakırlar; başkalarını, daha iyilerini(!) alırlar. Bizi hayvan yerine bile koymazlar. Ne yapalım, hüküm onların elinde. Nasıl isterlerse öyle yaparlar...
Bak şu işe! Kızı müderris olmayacak, kâtip olmayacak; kıza o kadar okumak yazmak ne lazım? Kızlara ilk önce lâzım olan şeyler, dikiş dikmek, nakış işlemek gibi şeylerdir.
"Herkesin bir yıldızı var ama kimseninki birbirine benzemiyor. Yolcular için pusula, kimileri için ufak tefek bir ışık, bilginler için çözülmesi gereken bir sorudur yıldızlar. Sözünü ettiğim işadamına göre ise altından başka bir şey değildirler. Gelgelelim bütün bu yıldızlar suskundur. Yalnız sen, herkesten ayrı göreceksin onları."
"Onlardan birinde ben oturuyorum, ben gülüyorum diye geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin."
"Bir gün üzüntün geçince (çünkü zamanla geçmeyecek üzüntü yoktur) beni tanımış olduğuna sevineceksin. Hep dostum olarak kalacaksın. Gülmek isteyeceksin benimle birlikte. Koşup pencereyi açacaksın. Gökyüzüne gülerek baktığını gören dostların şaşacaklar. Onlara diyeceksin ki, 'Evet, ne olmuş, yıldızlara bakarken gülerim ben!' Seni deli sanacaklar başına çorap öreceğim bir güzel!"
"Sizin Dünya'da insanlar," dedi Küçük Prens, "bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar."
"AMA GÖZLER KÖRDÜR. İNSAN ANCAK YÜREĞİYLE BAKTIĞI ZAMAN GERÇEĞİ GÖREBİLİR..."