Kitapsızlığın, bilgisizliğin Tıbbiye ve Harbiye gibi mekteplerde ve mesela Mustafa Kemâl nesli üzerinde şu tepkisi oluyordu ki, yokluklar ve yetersizlikler onların yetişme, öğrenme ve düşünme ihtirasını büsbütün kamçılıyordu.
Tahta, şair ruhlu ve babasının mizacına yakın olan oğlu Cem yerine sofuluğu ile tanınan Bayezid'in geçmesi bazı tarihçilere göre Batı Rönesansının bir parçası olma konusunda ciddi adımlar atan Osmanlı ülkesinde, olası bir hareketlenmeyi daha doğum aşamasındayken boğmuştur.
Denilebilir ki Fatih, Büyük Konstantin'le birlikte İstanbul'a hayat veren, kimlik kazandıran en önemli hükümdardır. Konstantin, şehri abidevi yapılarla imar edip görkemli bir şehir haline getirirken, Fatih buna ilave olarak payitahtını hem Doğu hem de Batı'nın imrenerek baktığı bir kültür merkezi haline getirecektir. Belki de bundan dolayı ünlü siyasetçi Makyavelli Prens adlı başyapıtında ideal hükümdar portresi olarak onu takdim etme yoluna gidecektir.
Gerçek şudur ki, genç yaşında dul kalan ve Mustafa'nın askeri mektebe girişinden sonra, kızı Makbule ile evinde, koruyucusuz, dayanaksız ve sıkıntılar içinde yaşayan Zübeyde'nin, kendisi için de ister istemez bir yol araması kaçınılmaz görünüyordu. Bu yol ancak yeniden evlenmek olabilirdi ve ister istemez öyle oldu.