Popüler şeylere olan genel bir önyargım olduğunu ve bu sene boyunca da bunu kırmaya gayret ettiğimi ön koşul olarak belirtmek isterim.
Attack on Titan, her sene okumak için en baştan başladığım, ilk iki cildini okuduktan sonra ise devam etmediğim bir seri olmuştur. Üçüncü cilde geçmemin şerefiyle de bu incelemeyi başlatıyorum.
İlk iki cilt bizim için evreni tanımaya çalışmaktan ibaret aslında. Gözümüzün önünde ölümler gerçekleşiyor ve hayatını kaybeden askerlerin ailelerine tanık oluyoruz. Karakterlere çok bağlanmadığımız bir aşamada olunsa da evrenin gerçekliğinden etkilenmemek mümkün değil.
Çizimleriyle ve diyaloglarıyla derin hisler uyandırdığını belirtmem gerekiyor. Dış dünyanın varlığı üzerine Armin ve Eren'in arasında dönen muhabbet, cidden çok tatlı ve iç burkucuydu. Bizim kabul ettiğimiz gerçeklikten çok daha farklı yaşam sürmüş iki çocuktan bahsediyoruz. Tek istedikleri şey onlarda büyülüymüşçesine merak uyandıran surların dışındaki dünyayı görebilmek.
Manga, en kısa özetiyle titanlar denilen insan yiyen canlıların, insanların dünyasını işgal etmesiyle kurulan surların arkasında yaşananları anlatıyor. İnsanın olduğu her yerde bir hiyerarşi olduğu gibi burada da var elbette. En iç alanda kral ve kralı koruyan birlikler bulunuyor ki bu bölgenin de en zengin kaynaklara sahip olduğu bilgisine sahibiz. Devamında ise titanlara karşı bir direniş göstermek ve dış dünyayı görmek isteyen çocukların bir tür intikam hikayesi diyebiliriz. Fakat bunun arkasında sadece bizim değil, karakterlerin -insanlığın- da bilmediği çok fazla gizli gerçek var gibi duruyor.
Yani manga, Eren ve arkadaşlarının hikayesinden çok daha fazlası. AoT, evreniyle ve kurgusuyla oldukça şaşırtıcı ve bir yandan da kahredici ilerleyecekmiş gibi görünüyor.
Ensar Kır sözümü tutup bitireceğime