Spoiler vardır.
Çok akıcı ve keyifli bir metindi, body horror'a gerilen biri olarak beni geren çok sahne oldu. Yalan yok köpek-adam'a üzülüp durdum ve duygusal bir bakış açısıyla da baktım. Köpek proletarya'dan nefret ediyordu, oysa kendisi de bunun bir parçasıydı. Tıpkı kendisi gibi doktoru Filip de proletarya'dan nefret ediyordu. Köpek, insan-köpek'e dönüştürüldüğünde proletarya'dan artık çıkmıştı ve gerçekleri görebilmeye başlayan farklı bir varlığa dönüşmüştü. Filip'in buna tepkisiyse (thx god Dr. Frankestein kadar çocuksu ve duygusal olmayan, bu işin altına giren birinin gerçekten vermesi daha da normal olan bir tepki olan) olabildiğince soğukkanlı şekilde gözlemlemek oldu. Tabi bir noktadan sonra dayanamayacak ve onu proletarya'nın kucağına tekrar kendi elleriyle atacaktı.
Hikayenin sonunda anlıyoruz ki, köpeğin gözünde, yaşanan tüm bu şeylerin sonunda hissettiği şey basitçe bir anasteziden uyanmaktan farksız. Otomatik Portakal'daki sonsuz ızdıraplı kısıtlamayı ve koşullandırmayı bana anımsatan ve yine ondaki gibi geri dönülemesi imkansız bir yol aracılığıyla "köpek-adam" proletaryaya hapsediliyor ve köpek olup tasmasını giyiyor.
Filip'in asla suç işlememek gibi bir inançla hayatını yaşıyor olması suçu kendi ahlaki doğrularına göre şekillendirip, sonrasında işlediği bir suçu "suçsuzluk" olarak nitelendirmesi; hepimizin öyle ya da böyle suç işleyebileceği gerçeğini tekrar yüzümüze vuruyor.
Bir alıntı:
Sonra nihayet tümüyle tek başına, yeşil ışıklarla boyanmış, kır saçlı bir Faust gibi otururken haykırdı:
"Tanrı şahidimdir, sanırım yapacağım bunu!"