DDostoyevski'nin ilk okuduğum kitabı olan Kumarbaz, oldukça akıcıydı. Belki sadece ilk başında takip etmekte zorlanıyordum ki sonradan zaten su gibi durmaksızın ilerlemişti.
Yazardan ziyade çeviride bulunan Fransızca ibareleri hiç anlayamadığımdan kimi yerde vurguladığı noktalar kaçıyordu. En azından dipnot şeklinde dahi olsa Türkçesinin belirtilmesini isterdim. (Sonsuz Kitap, basım 2010'dan okumuştum.)
Başkarakterimiz Aleksi İvanoviç'in kaçınılmaz sonunu en başından hissettirilmesine -ki zaten tüm olaylar yaşandıktan sonra geçmişi anlatan bir günce misali okuyorduk olayları- rağmen içimden öfeklenmeden ve keşke demeden duramadım.
Olumsuzluklar dışında karakterin kendine haz felsefi düşünce tarzı çok hoşuma gitmişti. Herkesi kendi içinden aşağılamasını da özellikle komik buluyordum.
Kumarbaz
Fransız’ın ulusal tipi, yani Paris’li, zarif bir kalıba dökülmeye başlamıştı. Devrim, soyluluğun varisidir bu işte. Günümüzde artık en bayağı Fransız bile kendi inisiyatifinin, ruhunun ve yüreğinin etkisi olmaksızın, davranışları, konuşma ve hatta düşünme biçimiyle kibar ve zarif havalara girmesini becerir. Bütün bu özellikler miras yoluyla geçmiştir. Ne denli sığ, ne denli aşağılık da olsalar, böyledir bu.