Hayatın bizi ilgilendiren meseleleri dağınık, bölük pörçük, birbiriyle ilintisiz, en keskin zıtlık içinde, bizim meselemiz olmaktan başka bir ortaklık taşımadan ortaya çıktıklarından ve karmakarışık olduklarından, onlar üzerine düşünüşümüzün ve endişe edişimizin de aynı şekilde bölük pörçük olması gerekir ki bunlarla uyum içinde olsun. Demek oluyor ki soyutlayabilmeliyiz, her meseleyi ona ait olan zamanda düşünmeli, yerine getirmeli, tadını çıkarmalı, ona katlanmalı, diğer her şeyle ilgili olarak endişelenmeyi bir kenara bırakmalıyız - adeta düşüncelerimizin çekmeceleri olmalıdır ki birini açtığımızda diğerlerini kapayalım. O zaman yoğun bir endişe mevcut andan alacağımız her küçük zevki mahvedip bütün huzurumuzu kaçırmaz ve bir düşünce diğerini bastırmaz.
"Danaos kızlarının fıçısına su doldurduğumuzu fark etmeden sürekli yeni arzulara koşarız."
(Yunan mitolojisinde Libya Kralı Danaos'un evlendikleri gece babalarının emriyle eşlerini öldüren elli kızı vardır. Hades'in ülkesinde delikli bir fıçıyı sonsuza dek suyla doldurmakla cezalandırılmışlardır. İsteklerimizin boşluğunu ve durmak bilmezliğini çok güzel ifade etmiş.)
Fakat ıstırabın hayat için özsel nitelikte olduğunu ve bu nedenle bize dışarıdan akın etmediği, aksine herkesin onun kurumaz kaynağını kendi içinde taşıdığı yolundaki karşılaştırılabilir bir bilginin acı ilacını içmeyi çoğunlukla reddederiz.
"Aequam memento rebus in arduis
Servare mentem, non secus in bonis
Ab insolenti temperatam
Laetitia."
"Zor zamanlarda itidalini korumayı, güzel anlarda da aşırı sevincini dizginlemeyi hatırla."