Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık..
Ahmet Telli
Kur'an-ı Kerim, hem iman-hukuk birlikteliğine hem de peş peşe gelen hükümler arasında münasebete riayet eder. Bu yüzden "Açlık korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin." ayeti ile "Haksız yere cana kıymayın." ayetleri arasına, "Zinaya yaklaşmayınız." talimatını koymuştur.
Neden Allah Teâlâ, "Çocuklarınızı öldürmeyin." ve "Cana kıymayın." talimatları arasına, "Zinaya yaklaşmayınız." buyruğunu koymuştur? İslâm'ın beşeri hukuk sistemleriyle ayrıldığı temel hususlardan biri olan bu tanzim, aslında şunu da söylemektedir: "Bir şehvet giderme vasıtası olan zina, insanları ve hatta milletleri yok eden bir felakettir. O kadar büyük bir felakettir ki kaç felaket şekli varsa zina hepsine taliptir. Bu yüzden insanı yaratan ve onu korumanın usûl ve esaslarını tayin eden Allah Teâlâ, "Zina etmeyiniz" yerine; "Zinaya yaklaşmayınız" buyurmuştur. Çünkü zina, hem ferdi hem de içtimaî anlamda bir katliamdır.
Zina, ferdi anlamda bir katliamdır, çünkü gayri meşru yoldan kazanılan çocuklar ya kürtajla hakikaten ya da doğduktan sonra hükmen öldürülür. Cami önüne ya da izbe bir yere bırakılan her çocuk hükmen ölüdür. Onlar, varken yokluğa mahkum edilen; İnsan yığınları içerisindeki kayıp zavallılardır. Bu yüzden fıkıh dilinde onlara "Lakît/buluntu" denir. Yani bir eşya gibi kaybedildikten sonra bulunan varlıklardır onlar. Lakît büyür, toplum içine karışır fakat zina mahsulü olması onu hükmen ölü olmaya mecbur eder. Horlanır, hakir görülür. Yaşayan ölü olmaktan, varken yok gibi muamele görmekten kurtulamaz.
Malcolm X, okuduğu herhangi bir ilginç kitap vesilesiyle içindeki kitap sevgisini açığa vuruverirdi hemen. "İnsanlar tek kitabın bile bir insanın hayatını değiştirmeye yetebileceğini bir türlü anlamıyorlar."
Hapishanede fırsat bulup kitaplar hakkında konuşurken de şunları söylemişti bana: "Okurken ne yaptığımın tam farkında değildim, ama içten içe kitapları bir tür zihin vitamini olarak görüyordum ve ondan seviyordum." Ve başka bir zaman da şunları demişti: "Bugünün hızlı dünyasında tefekküre ya da derin düşünceye yer yok. Bir mahkûmun iyiye kullanabileceği bol vakti oluyor. Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi yer, bana sorulursa, üniversiteden sonra hapishanedir. İnsan teşvik edilirse hapishanede hayatını değiştirebilir."
Olabildiğince sert görünüşlü, olabildiğince huysuz ve sürekli somurtan bir kadın düşününüz; işte böyle bir kadına, her gün karşısına dikilerek gözlerinin ta içine baka baka 'Sizi çok güzel buluyorum' deyiniz ve sonra bakınız neler oluyor. Kadın ilk gün sizi şiddetle azarlayabilir, ve ikinci gün de azarlayabilir; ama siz yılmayınız, devam ediniz, bir süre sonra bir de bakacaksınız ki bir gün daha sizi görür görmez gülümsemeye başlayacaktır."