Kübra

Kur'ân'ın hedefi ne?
Mekke'de yapılan cihadın en büyüğü Kur'ân ile yapılan cihattır. Ayetteki به ifadesi Kur'ân'a işaret etmektedir. Tabii ki her zaman Kur'ân'ı anlamaya çalışacağız. Kur'ân üzerinde çalışacağız ve Kur'ân'ı hayata hakim kılma mücadelesi vereceğiz. İslâm'ın hedefi sadece Kur'ân ayetlerini oturup konuşmak ve gündeme getirmek değil elbette. Bir de bu okunup öğrenilen konuların hayatın içinde uygulanması gerekiyor. Kur'ân'ı gerçeklerin hayata hakim kılınması İslâm'ın birincil hedefidir. Eğer bu konuda birtakım engeller varsa bu engellerin ortadan kaldırılması Kur'ân'ın bizden isteği en önemli görevdir. İşte Kur'ân'ın ana hedefi budur. Yoksa hedef sadece ayetlerin teberrüken okunması değildir. Veya ayet ve sûrelerin anlamlarını sadece öğrenmeye çalışmak da değildir. Yine asıl amaç Kur'ân'ın ayet ve sûrelerini başkalarına duyurmak, tebliğ etmek de değildir. Kur'ân, sohbetlerin ve meclislerin tatmin malzemesi haline getirilmesi de Kur'ân'ın asıl hedefi değildir. Kur'ân'ın nihai hedefi; kulları, kula kulluktan kurtarıp sadece Allah'a kul yapmak, yeryüzünde zulüm ve fitne kalmayıncaya kadar ve İslâm davetinin önündeki engeller yok oluncaya kadar mücadele etmektir. İslâm'ı yeryüzüne hâkim kılacak ve İslâm davetinin önündeki engeller varsa bu engeller nasıl kalkması gerekiyorsa o şekilde kaldırılacaktır. Dünya genelindeki insanlara eğer zulüm, işkence ve haksızlık yapılıyorsa, bütün bunların ortadan kalkması için Müslümanların harekete geçmeleri, çaba harcamaları gerekir. İşte bütün bunlar Enfal ve Tevbe Süreleri içerisinde anlatılan konulardır. Artık bunların da bugün bizim gündemimize girmesi gerekiyor.
Sayfa 8
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O'nun âyetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Râblerine tevekkül ederler." Enfal (2/75) Bu, insanın Allah'ın ayetlerini her tasdik edişinde ve onlara her boyun eğişinde imanının arttığı anlamına gelir. Şüphe yok ki, arzularına, düşüncelerine, görüşlerine, teorilerine, alışkanlıklarına, çıkarlarına, zevklerine, rahatına, hislerine ve arkadaşlarına aykırı olsa bile, kişi her ne zaman Allah'ın Kitabı'na ve Hz. Peygamber'in (s.a.) sünnetine boyun eğer ve teslim olursa imanı artar ve güçlenir. Çünkü o, öğretileri değiştirme yerine, Allah'ın emirlerine ve Hz. Peygamber'in (s.a.) talimatlarına göre kendisini değiştirmekte ve onları kendisine rehber olarak kabul etmektedir. Bunun aksine, eğer bir mü'min bunları kabulde tereddüt gösterirse, imanı azalmaya ve yok olmaya başlar. Bu da, imanın büyüyüp gelişmeyen ve bir konumda donup kalan bir yapıda olmadığını; bilakis gelişme ve gerilemeye müsait bir yapıda olduğunu gösterir. Hakk'ın her inkâr edilişi onun niteliğini düşürür, her kabul ve tasdik de onu geliştirir. Fakat hakkı kabul etme bakımından insanların hak ve dereceleri söz konusu olduğunda, tüm Müslümanlar aynı konumdadırlar. İslâm toplumunda imanların derecesine bakılmaksızın tüm Müslümanlar aynı hak ve zorunluluklara sahip olacaklardı. Aynı şekilde, İslâm'ı reddetme bakımından derecelerine bakılmaksızın, tüm kafirler ya zımmî, ya müttefik, ya da muhârib olacaklardı.
Sayfa 153 - Enfal Suresi
Din
Kervan veya Kureyş
Hz. Peygamber (s.a.) bu büyük kararı verdiğinde, tüm ensâr ve muhacirleri topladı ve hiçbir şeyi gizlemeksizin tüm meseleyi onlara anlattı: "Allah size iki şeyden biriyle karşılaşmayı va'detti; kuzeyden gelen kervan veya güneyden gelen Kureyş ordusu. Hangisine saldırmak istiyorsunuz?" Oradakilerin çoğu kervana saldırmak istediklerini söylediler. Fakat başka bir noktayı göz önünde bulunduran Hz. Peygamber (s.a.) sorusunu tekrarladı. Bunun üzerine muhacirlerden Mikdâd b. Amr ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'ın sana emrettiği yöne git; nereye gidersen, biz seninle beraber geliriz. Biz İsrâiloğulları gibi, "Git ve Rabbinle birlikte savaş, biz sizi burada bekliyoruz" demeyiz. Bilakis 'Git ve Rabbinle birlikte savaş, biz de son nefesimize dek sizin yanınızda savaşacağız" deriz. Peygamber (s.a.) yine bir karara vardığını belirtmedi ve henüz İslâm uğrunda hiçbir savaşta rol almayan ensârdan bir cevap bekledi. Bu onların İslâm uğrunda savaşmaya hazır olduklarını isbat edecekleri ilk fırsat olduğundan, Hz. Peygamber (s.a.) direkt olarak onlara hitâb etmeksizin üç kez tekrarladı. Bunun üzerine Ensâr'dan Sa'd b. Mu'âz ayağa kalktı ve: "Galiba bu soruyu bize soruyorsun" dedi. Hz. Peygamber (s.a.) "Evet" deyince, Sa'd şu cevabı verdi: "Biz sana inandık, senin getirdiğin şeyin hak olduğunu tasdik ettik ve seni dinlemek ve sana itâat etmek üzere kesin söz verdik. Bu nedenle, ey Allah'ın Rasûlü, neyi dilersen onu yap. Seni Hak'la gönderen Allah'a and olsun ki seni deniz kıyısına kadar takip etmeye hazırız. Eğer denize girersen, biz de seninle birlikte gireriz. Seni temin ederiz ki, hiçbirimiz geride kalmaz ve seni terk etmez. Bizi yarın savaş alanına götürsen de, seninle birlikte savaşa gitmekte hiçbirimiz tereddüt etmeyiz. Savaşta sebat edeceğiz ve hayatımızı
Sayfa 147 - Enfal Suresi
Din
Biat sırasında Yesribli delegelerin en genci olan Esad bin Zürâre (r.a.) ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ey Yesribliler! Beni dinleyin ve meseleyi etraflıca düşünün. Biz O'nu Allah'ın rasûlü olarak kabul edip geldik; ama tüm Arabistan'ın düşmanlığını üzerimize çekeceğimizi de bilmeliyiz. Çünkü O'nu Yesrib'e götürdüğümüzde bize saldıracaklar ve çocuklarımız kılıçtan geçirilecek. Bu nedenle, eğer bunu karşılamaya cesaretiniz varsa O'na biat edin. O zaman Allah size onun mükafatını verir. Ama siz kendi canınızı O'ndan ve getirdiği mesajdan daha çok seviyorsanız, bu meseleyi burada bırakın ve açıktan açığa özür beyan edin. Çünkü Allah şu anda özürlerinizi kabul eder." Heyetten Abbâs bin Ubâde bin Nadle, aynı noktaları vurguladı: "Bu şahsa yaptığınız bağlılık yemininin ne ifade ettiğini biliyor musunuz?" ("Evet, biliyoruz" sesleri). "Siz O'na biat etmekle, tüm dünyaya savaş ilan ediyorsunuz. Artık hayatlarınız ve mallarınız için her tür muhtemel tehlike gündemdedir. Bu nedenle iyi düşünün. Eğer, zihninizden o zaman O'nu düşmanlarına teslim etmek gibi bir düşünce geçiyorsa, O'nu şimdi yalnız bırakmak daha iyidir. Çünkü böyle bir davranış, size bu dünyada da âhirette de utanç ve zillet getirecektir. Diğer taraftan, eğer bu davetin neden olacağı tüm sonuçlara göğüs gereceğinize samimiyetle inanıyorsanız, o zaman en hayırlısı ona biat etmenizdir. Çünkü Allah'a and olsun ki bu size bu dünyada da, âhirette de hayır getirecektir." Bunun üzerine heyettekilerin hepsi bir ağızdan bağırdılar: "Bütün servetimizi, akrabalarımızı ve ailemizi O'nun uğrunda feda etmeye hazırız."
Sayfa 138 - Enfal Suresi
Din
İnsanın asıl amacının ve ondan büyük kazanç bekleme gereken gayelerin en yücesi olanının, Allah'ın rızasını elde etmek olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla Allah, onu kutsi alanına dâvet edip kendi ülfet abasıyla örter, cehennem ve kendi gazabınin azabından uzaklaştırır. Bu gayeyi amaç edinen insanın önüne her birinin kendisine has hususları ve imtiyazları olan iki yol çıkar. Bu iki yoldan dilediğini yolda ilerler: Birincisi: Doğru olan tasavvufun yolu. Bu yolun ana hatları, samimiyet, amel ve kalbi mahlûkatın iyi veya kötü meşgalelerinden alıkoymak şeklinde sıralanabilir. Bu yol daha yakın ve daha selimdir. İkincisi: Tâlim ve irşad yolu. Bu yol ihlas ve amel yönünden birincisiyle aynı, insanların arasına karışmak, topluluklarının arasına karışmak, onların halleriyle ilgilenmek ve hastalıklarına deva bulmak yönünden ise ondan ayrılır. Allah dininde, en üstün yol budur. Nitekim Kuran-ı Azim de bu yola davet etmiş, Resul-i Kerim de bu yolun faziletini seslenmiştir. Birincisini geçtikten sonra pek çok yararından ve faziletlerinin azametinden dolayı ikincisi bende daha ağır bastı. Çünkü öğrenim görmüş ve bir şeyi idrak etmiş olana ikinci yol daha vaciptir ve daha güzeldir. "(dini ilimlerde iyice derinleşsinler) soydaşları kendilerine döndüğünde onlara uyarıda bulunabilsinler diye. Umulur ki dikkatli olurlar." (Tevbe, 9/22)
Sayfa 94 - Kompozisyon Konusu·Kitabı okuyor
Din