"Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O'nun âyetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Râblerine tevekkül ederler."
Enfal (2/75)
Bu, insanın Allah'ın ayetlerini her tasdik edişinde ve onlara her boyun eğişinde imanının arttığı anlamına gelir. Şüphe yok ki, arzularına, düşüncelerine, görüşlerine, teorilerine, alışkanlıklarına, çıkarlarına, zevklerine, rahatına, hislerine ve arkadaşlarına aykırı olsa bile, kişi her ne zaman Allah'ın Kitabı'na ve Hz. Peygamber'in (s.a.) sünnetine boyun eğer ve teslim olursa imanı artar ve güçlenir. Çünkü o, öğretileri değiştirme yerine, Allah'ın emirlerine ve Hz. Peygamber'in (s.a.) talimatlarına göre kendisini değiştirmekte ve onları kendisine rehber olarak kabul etmektedir. Bunun aksine, eğer bir mü'min bunları kabulde tereddüt gösterirse, imanı azalmaya ve yok olmaya başlar.
Bu da, imanın büyüyüp gelişmeyen ve bir konumda donup kalan bir yapıda olmadığını; bilakis gelişme ve gerilemeye müsait bir yapıda olduğunu gösterir. Hakk'ın her inkâr edilişi onun niteliğini düşürür, her kabul ve tasdik de onu geliştirir. Fakat hakkı kabul etme bakımından insanların hak ve dereceleri söz konusu olduğunda, tüm Müslümanlar aynı konumdadırlar. İslâm toplumunda imanların derecesine bakılmaksızın tüm Müslümanlar aynı hak ve zorunluluklara sahip olacaklardı. Aynı şekilde, İslâm'ı reddetme bakımından derecelerine bakılmaksızın, tüm kafirler ya zımmî, ya müttefik, ya da muhârib olacaklardı.