Sadece gündelik hayatlarımızın değil, dünyanın gidişatı da gösteriyor ki sorgulamadan kabul ettiğimiz doğrular, belki de sandığımız kadar doğru değil..
Bir yerde Allah bizzat kendisi Hz. Peygambere sorulan soruya cevap veriyor: وإذا سألك عبادي عني فإني قريب أجيب دعوة الداع إذا دعان فليستجيبوا لي وليؤمنوا بي لعلهم يولدون "Kullarım sana benden soruyorlar. Ben onlara çok yakınım." Bu ayette "Deki..." ifadesi yok. Yani Allah, kendisine yapılacak duada hiçbir aracı kabul etmiyor. Doğrudan benden isteyin, aracılara gerek yok. Ne Peygamber ne birtakım salih zatlar ne de hocalar aracı olsun.
Harpten bir önceki geceydi. Peygamber Efendimiz, kendisi için yapılan gölgelikte idi. Bütün gecesini Kadir-i Zülcelâle ibadetle geçirmişti.
Arkasından Rabb-i Rahimine ellerine açarak kâinatı ağlatacak kadar hazin, arz ve semaya gözyaşı döktürecek kadar tesirli şu duâsını yaptı:
"Allah'ım! Bize güç ve kuvvet ver. Kureyşliler savaş teçhizatları ve mühimmatları ile övünüyorlar, gururlu ve kibirli bir şekilde ortaya çıkmışlar. Kendilerince Allah Rasûlü'nün yalancı olduğunu ispatlamak için buraya gelmişler. Allah'ım! Bize yardımını gönder. Eğer senin kullarından oluşan bu az topluluk burada zafere kavuşmaz, galip gelmezlerse bir daha senin adın yeryüzünde anılmaz. Bir daha Sana kulluk yapılmaz. Yeryüzünde sana kulluk yapacak kimse kalmaz Ya Rabbi!"
Duanın şartlarından bir tanesi de ısrardır. Onun için duada inşallah denmez. Çünkü dua ederken inşallah demek, sen bilirsin Ya Rabbi! İstersen kabul et istersen kabul etme, demektir. Dua ederken "İnşallah" demek genel olarak Hz. Peygamberin sünnetinde yoktur. Dualarda "Ya Rabbi! Bunu ver. Ya Rabbi, yardım et. Ya Rabbi, beni bağışla, bana rahmet et. Lütfunu isteriz. Ya Rabbi! Kafirleri kahr-u perişan eyle!" diye kesin ifadeler kullanılır.
Peygamber (s.a.v.) Bedir Savaşı öncesindeki duasında öyle ısrar ediyor ki omzundaki hırkası yere düşüyor. Hz. Ebubekir (r.a.) geliyor, hırkasını omzuna koyuyor sonra da elini omzuna koyup şöyle diyor: "Rabbin seni mahcup etmeyecek." İşte hakiki dua. bu duadır. Gerçek dua, bu duadır. Bütün şartları yerine getirilmiş, yasalarına uyulmuş olan ve Allah'ın kabul edeceği dualar, bu dualardır.
Dualarımızın Allah tarafından kabul edilmesi için de bir takım şartlar ve yasalar vardır. Dua eden kişinin önce üzerine düşen fiili dua görevini yapması, ondan sonra da: "Ya Rabbi! Ben üzerime düşeni yaptım,
Mekkeli müşrikler 1000 kişilik bir orduyla Bedir'e geliyorlar, 700 develeri vardı. Yaklaşık 100 de atları var ve müşriklerin tamamı teçhizatlı. Müslümanlarda ise yaklaşık 60 kişinin zırhı vardı. Geri kalan mücahitlerin ise zırhları da yoktu. Müslümanlar, zırhsız bir şekilde savaşa katılıyordu. Ne demektir bu? Bunun anlamı, ölümüne savaşa gidiyorlar ve Allah'ın davası için hayatlarını ortaya koymuşlar, demektir. Zırhsız savaşa katılmak demek Allah için ölüme gitmek demektir.
Bu fedakârlıklarından dolayı Allah, Bedir ashabının günahlarını bağışlamıştır. Bedir ashabının, sahabe arasında çok özel bir yeri vardır. Neden? Çünkü ölümü göze ala ala, korkudan ölüm baygınlığı geçirmeden cihad meydanına çıkmışlardır. Münafıklar, savaş emrini, kıtal emrini duyunca ölüm baygınlığı geçiriyorlardı. Halbuki daha önce bazıları bir savaş olsa da cihada katılsak, diyorlardı. Ama savaş emredilince ölüm baygınlığı geçirdiler. Gözleri dönmeye başladı. Ama Mü'minler, yiğitler, adam gibi adamlar, mücahitler ölümü göze alarak Bedir'e gittiler. Allah da onlara Bedir'de yardımlarını ve zaferi gönderdi.