Martı Jonathan,
O diğer martılardan farklı çünkü onun için yaşamak balıkçı teknelerinin etrafında dolaşıp yemek bulmaktan ibaret değil. Çok daha fazlası...Uçmak, keşfetmek, öğrenmek, özgür olmak istiyor. Kısacası gerçek anlamda yaşamak istiyor. Çünkü yaşamın her gün yaptıkları rutin aktivitelerinden ibaret olmadığının farkında. Ama sıradışıysan eğer dışlanırsın, yalnız kalırsın.Maalesef martılar topluluğunda da düzen bu. Kurallara dayalı tekdüze yaşamlarını bozmaya çalışan bu martıyı hemen dışlamalı ve özgürlüğün düzenin önüne geçmesine engel olmalılar.Fakat ne yalnız kalmak, ne toplumdan dışlanmak, ne de "sen bir martısın ve ona göre yaşa, sınırlarını bil!", "senin amacın yemek bulmak, uçmak karın doyurmuyor!" gibi cümleler martımızın uçma isteğinin önüne geçemiyor. O tüm tabulara karşı duran , topluluğa göre değil kendi isteklerine göre yaşayacak cesareti olan bir martı. Sonuç ne mi oluyor? Uçuyor tabi ki hem de bir martının asla uçamayacağı hızda,ulaşamıyacağı yükseklikte taklalar, akrobatik hareketler yapa yapa.Bunları yaparken bir sınır belirlemiyor. O istedikten sonra sınır yok. Gökyüzü sınırlarla çevrelenemeyecek kadar geniş ve onun kanatlarının emrinde...
Aslında yazar Martı Jonathan'ı sembolize ederek bize sesleniyor.Hadi özgürlüğü boğulmadan kurtarın, gerçekleri görün ve sınırların sadece bilinçaltında olduğunu bilin diyor.Ne güzel şeyler diyor değil mi? Bu kitabı okuduğumdan beri o kadar çok düşüncelere daldım ki. Yürürken, yazarken, yemek yerken, boş boş uzanırken, gökyüzüne bakarken hep Martı Jonathan'ı düşündüm. Bu incelemeyi yazma nedenim de bu aslında. Bu kadar etkisi altında kaldığım bir kitap için birkaç bir şey karalamamak olmazdı. Kafamda dolaşan düşüncelere gelince :"Özgür müyüz? İstediğimiz gibi yaşıyor muyuz, yoksa toplumdan dışlanma korkusuyla