“Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.”
“Oda önce griye, sonra da beyaza döndü. Akhilleus olmadan yatak hem buz gibi hem de çok büyüktü. Kulağıma hiç ses gelmiyor, bu durum beni korkutuyordu. Mezar gibi. Ayağa kalkıp kolumu bacağımı ovaladım, uyanmaları için tokatladım. İçimde yükselen kaygı dalgasını uzak tutmaya çalışıyordum. O olmadan böyle olacak işte. Her gün böyle olacak. Göğsümde bir çığlığı andıran delice bit sıkışma hissettim. Her gün onsuz geçecek.”