(…)
“ ‘Biliyorum. Hem ünlü hem de mutlu olmana asla izin vermezler.’ Tek kaşını havaya kaldırdı. ‘Sana bir sır vereceğim.’
‘Söyle.’ Böyle davranması çok hoşuma gidiyordu.
‘Hem ünlü hem de mutlu ilk kahraman ben olacağım.’ Elimi tuttu, avuçlarımızı birbirine dayadı. ‘Yemin et.’
‘Niye ben yemin ediyorum?’
‘Sebep sensin de ondan. Yemin et.’
‘Yemin ediyorum.’ dedim. Yanaklarındaki rengin, gözlerindeki alevin içinde kaybolmuştum.
‘Yemin ediyorum.’ diye beni yankıladı. “
“Kokusunu alabiliyorum. Ayaklarına sürdüğü sandalağacı ve nar kokulu yağlar, temiz terinin tuzu, aralarından geçtiğimiz sümbüllerin ayak bileklerimize sinmiş kokusu. Hepsinin altında da Akhilleus’un kendi kokusu. O kokuyla uykuya dalıyorum, uyandığımda da burnumda o koku oluyor. Tarif edemiyorum. Tatlı ama o kadar tatlı değil. Güçlü ama gereğinden güçlü değil. Bademe benzer bir şey ama bu da tam ifade edemiyor.”