Yine 15 yaşında olsaydım muhtemelen hayran olacağım bir kitabı okudum. Evet 3391 kilometre’den bahsediyorum!
Filmi izlemeden önce kesin okumam gerekiyor diyerekten başladım. Kitabın tek bir olayı var; o da iki aşığın uzaktan mesafe ilişkisi yürütmeye çalışması ve en sonunda tabi ki de kavuşması. Ana karakterimiz İzmir asosyal, arkadaşları olmayan, kendi tabiriyle “görünmez” bir kızdır. Okula gitmek ve tumblrden başka doğru düzgün bir uğraşı yoktur. Bir gün Tumblr’da gezerken bir mesaj alır! Bu mesaj diğer ana karakterimizden yani Ege’dendir. O mesajdan sonra İzmir’in hayatı tamamen değişir.
Yaaaani, dediğim gibi muhtemelen o yaşlarda olsaydım kesinlikle ama kesinlikle daha çok beğenirdim ama şu an ki yaşımda tabi ki takıldığım çokça saçma şeyler vardı. Öncelikle kitap aşırı hızlı ilerliyor, ne ara hangi sayfaya geldiğinizi anlamıyorsunuz bile. Ama onun dışında beni aşırı rahatsız eden şey olaylar aşırı hızlı ilerliyor, çok çabuk aşık oluyorlar, çok çabuk görüşüyorlar, her şey çok çabuk ilerliyor! Diyorsunuz ki ben nereye geldim, ne ara bu olaylar oldu anlamıyorsunuz bile. Aşırı tatlı bir hikaye, her acının, zorluğunun altından kalkabileceğini anlatıyor. İsimlerinin uyumundan bahsetmiyorum bile. Yine de Ege bazı yerlerde aşırı takıntılı, aşırı derecede düşkün davranıyor. Onun dışında iki karakterimizin bazı tepkileri de aşırı abartılı gibi geldi, yani “bunu da abartmayın!” kafasındaydım okurken.
Kitapta kendimden parçalar da gördüm tabi ki. Bi dönem ben de İzmir gibi çok yalnızdım, asosyaldim, hiç arkadaşım yoktu, kısacası “kimse tarafından görülmeyen” biriydim. Tek yaptığım şey internetten arkadaş edinip onlarla takılmaktı. Sürekli elimde telefon, sürekli gerçek dünyaya kapalı bir insandım. O yüzden kitabın orijinalliğine ve gerçek hayata değinmesine lafım yok.