Bir başka anlatımla, müslüman, kendini müslüman bilmek veya saymakla müslüman olamaz. Müslümanlığı bir varoluş haline getirmek borcundadır. Oluştan varoluşa geçmek, bu geçişi sürekli olarak geliştirmek ve verimlendirmek, bu varoluşun şuur ve sorumluluğuyla dolup taşmak kaygısını taşımalıdır o.
Buna, diliyle "Allah'tan başka ilâh yoktur" demekle birlikte, bunu, bir korku ya da müslümanlara hoş görünme, onlara yaranma veya onların mallarından yararlanma yahut da atalarının mezhebine taassupla bağlanma amacıyla söyleyen kimseler de dâhildir. Kelime-i tevhid, bunları salih amel işlemeye yönlendirmiyorsa, o zaman kelime-i tevhid onları karanlıktan aydınlığa çıkarmıyor [demektir]. Bilakis onların dostları tâğuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. Ancak kelime-i tevhid kendisini etkileyip kötü işler yaptığında üzülen, iyi şeyler yaptığında sevinen kimse, günahı çok olsa da sırf karanlığın dışındadır.
Bir grup, bunların dünyadan beklentilerinin ihtiyaçlarını karşılamak, arzularına kavuşmak, cinsel ilişki, yeme, [içme] ve giyinme gibi hayvanî hazları elde etmekten ibaret olduğunu ileri sürdüler. Bu gibiler hazlarının kölesidir, ona taparlar, onu isterler ve bunlara ulaşmanın en büyük mutluluk olduğuna inanırlar. Kendilerinin hayvanlar düzeyinde, hatta daha bayağı konumda bulunmasından memnundurlar. Bundan daha koyu karanlık ne olabilir?! İşte bunlar sırf karanlıkla perdelenmişlerdir.