“Çağdaşlaşmak”, Avrupa'nın yeni bir ihraç metaı, kokain ve LSD gibi... Şuuru felce uğratan bir zehir. “Çağ-dışılık” ithamı, iftiraların en alçakçası, en abesi. Aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlaşmak neden Hıristiyan Batı’nın putlarına perestiş olsun?
Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi mukaddeslerini inkâr etmek ve peşin peşin köleliğe razı olmak değil mi?.. Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız; düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin.
Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı asrileşmektir, asrileşmek, maskaralaşmak, gâvurlaşmak.
Canavarlarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor. Tanımadığımız bir dünya bu. İthal malı mefhumların kaypak ve karanlık dünyası. Gerçek, kelimelerin arkısında kayboluyor.
Ne güzel tarif: “Gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeğe çalışan (kimse)” (Meyckm-Larousse). Tarifin tek kusuru bu ucubenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi.
Murdar bir hal'den muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.
12 Aralık'ta doğan çocuk itilmiş kakılmış, düşüman bir dünyada dostsuz büyümüş. Daima başka daima yabancı...
Hasta bir gurur, pencerelerini dış dünyaya kapayan bir ruh...
“Buluğ çağından ömrümün sonuna kadar, ilmin engin denizlerinin dalgalarıyla mücadele etmiş, çekingen ve korkak değil , hep cesur ve derinliklere dalmayı, karanlıklarla uğraşmayı, zorlukları yenmeyi, uçurumlardan atlamayı kendime hedef seçmiştim."