Her kendini bilmez aşktan söz eder, her ilgi duyan aşıklığından bahis açarsa aşkın pahası ucuzlar, zümrüt çakıl taşıyla tartılır. Çünkü aşkın ölçüsü kalbin feda edilip edilmediğidir. Kalbini -ve elbette kendini- sevgili için fedaya hazır olmayanların aşktan bahsetmeleri abestir.
İğneye geçirilecek iplik iki ayrı iplik olursa geçmez ama ikisi bir olur, biri diğerinde bükülürse iğneden geçer! İpliğin iğne ile münasebeti o birliği sağlar, fakat deve, iğne yordamından geçemez ki!
Kalp yandıkça göz kendini sorumlu tutup ateşi söndürmek için yaş döker. Ne çare ki yaşlar bu yangını söndürmez,  bilakis fazlalaştır. Gözdeki yaş fazlalaştıkça kalpteki yangının şiddeti artar. Yangın büyüdükçe göz daha çok su döker. Böylece aşığın kaderi olan bir aşk sarmalı başlar. Artık aşık ağladıkça kalbindeki yangın büyüyor, yangın büyüdükçe ağlama çoğalıyordur. Nihayet bu kısır döngü içinde yanan kalbin alevi dumanlarını “ah” olarak ağızdan dışarıya vermeyi dener. Bu da ah eden aşığın ister istemez kalbindeki yanışı herkese ilan etmesine yol açar.