Whodid

Puan vermedi·520 syf.··
2023 9. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2023 13:50
SPOILER!! Orhan Pamuk'tan okuduğum ilk eser olan bu kitap, beni hem onu daha çok okumaya itti, hem de biraz hayal kırıklığına uğrattı. Kitabın öyküsünün insanı pek de çeken bir tarafı yok, hemen her romanda, filmde karşılaşabileceğiniz bir yasak aşkın uzadıkça uzaması, sonundaysa takıntıya dönüşmesi aslında. Ancak pekçoğunda yanlış olduğunu bilseniz de bir yandan sempati duyarak, heyecanla takip ettiğiniz hikaye, burada pek de öyle ilerlemiyor. Ana karakter Kemal'e belki de iyi kötü bütün düşüncelerini açıkça belirttiği, okurdan hiçbir şey saklamadığı için asla ısınamıyorsunuz. Başlarda ne aşkı için nişanlısından, cemiyetteki hayatından vazgeçebiliyor, ne de hayatının en mutlu anları olarak tasvir ettiği sevgilisiyle kaçamaklarını bırakabiliyor. Sonraysa her ikisini birden kaybedip ona bu güzel günlerinden kalan ve hepsini özenle sakladığı eşyalarla avunuyor, anılarda yaşıyor. Zamanı tek bir çizgi halinde görmektense anlardan ibaret olduğuna inanan, hayatını senelerdense mutlu olduğu anlarla ölçen Kemal Bey anılarını bir yanıyla gerçek tutan bu eşyalara sığınıyorken sonunda da bu eşyalarla doldurduğu Keskinlerin evini bir müze haline getirerek yaşamının kalanını orada geçiriyor. Benim için kitabın hikayesi oldukça can sıkıcıydı. Kemal Beyin aşkı insanın aklını başından alan bir romantiklikten çok kendi deyimiyle tam bir takıntıydı. Bu aşk uğruna yaptığı fedakarlıkların hepsi, aslında yapamadıklarının sonucuydu, dolayısıyla ona pek de üzüldüğümü veya kendisine herhangi bir sempati duyduğumu söyleyemeyeceğim. Aşkı da kendi kendini içine düşürdüğü, unutmak istiyor gibi davranmasına rağmen içten içe hep bu acılara, bu bayağı romantize etmelere deli gibi tutunması sebebiyle bu kadar canlı kaldı, dahası bir saplantıya dönüştü. Nitekim Füsun'un sigarasından takısına kadar
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·261 syf.··
Beğendi
·
2019 12. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2019 22:59
2. Dünya Savaşı’nı, tabiri caizse Dünya’nın en acımasız günlerini yaşamış bir yazarın kaleminden çıkan roman da bir o kadar acımasız oluyormuş. Romanın sonlarına doğru düşülen dehşetten çıkılması da hiç kolay olmuyor. Sade bir dille yazılmış, okunması oldukça kolay ve sürükleyici bir kitap. Hatta konusuna bakınca bir çocuk kitabı bile sanılabilir. Ama içinde barındırdıkları hiç de öyle değil. Bir grup çocuğun bir adaya düşmeleriyle başlayan kitap, onların nasıl yozlaştığını anlatmakta. Kitabı okuduktan sonra çocukların masumluğuna olan inancınız sarsılabilir, kitabın sonsözünde de belirtildiği gibi, çocuklar birer melek değildir, onlar da insandır ve onlar da içlerinde kötülük kadar iyiliği de barındırırlar. Bizim bu kötülüğü bastırmak için yapabileceğimiz tek şey ise çocukları doğru bir şekilde eğitmek ve doğru ile yanlışı öğretmektir. Sade diline rağmen kitapta birçok simge kullanılmıştır. Jack faşizmi ve 2. Dünya Savaşı’nı düşünürsek Hitler’i, Domuzcuk aydınları, Simon mutlak iyiliği ve Roger mutlak kötülüğü, şeytan minaresi uygarlığı temsil etmekte, sade bir olay örgüsü gibi görünen roman içinde bir çok olguyu barındırmaktadır. Kitabı bitirince sonsözü kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Mine Urgan kitabın ayrıntılı bir incelemesini yapmış ve benim kitabı anlamama çok yardımcı oldu. İçinde bugüne ve insanlığa -insandışılığa- dair çok şey anlatılıyor bence, tavsiye ederim
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Puan vermedi·391 syf.··
Beğendi
·
2019 8. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2019 01:54
Kitabı okurken düşündüğüm ilk şey sanki roman değil şiir okuyor gibi oluşumdu. Tanpınar’ın öyle muazzam bir dili var ki, her cümlesi ayrı bir şaheser gibi. Zaten kendisi de dilin güzel kullanımına çok önem veren bir yazar ve şair. Tasvirleri okurken o manzara gözünüzün önünde çiziliyor ve oradaymışçasına okuyorsunuz olan olayları. Daha önce Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okumuştum Tanpınar’dan ama bu kitabı okuyunca onu hiç anlamadığımı farkettim. Şimdi tekrar okumayı istiyorum. Ayrıca Huzur da elbette tek seferde anlaşılacak bir kitap değil. Bir beş yıl sonra tekrar okuyarak hem kitabı hem de kendimi daha iyi anlamak niyetindeyim. Okumak isteyenler için söyleyeyim ki öyle bir solukta bitirebileceğiniz bir kitap değil. Yoğun olduğunuz zamanlarda da okumaya çalışmanın bir anlamı yok. Üzerine düşüne düşüne, sindire sindire okunması gerektiğini düşünüyorum. Zaten böyle yapılmazsa sıkıcı deyip kenara atılacak bir kitaptan ibaret olur böyle bir şaheser. Ben de yeni yeni anlamaya başlıyorum ki, bir kitabı bitirmek için hızlı hızlı okumaktansa gerekirse bir ayda yavaşça ve anlayarak okumak çok daha mantıklı. Geriye dönüp bakınca hiçbir karakterinin adını hatırlayamayacağımız bir kitabı okumuş sayılır mıyız bilmiyorum. Bu nedenle de okuduğum bir çok kitabı tekrar okumak istiyorum vakit bulabilirsem. Huzur’a dönecek olursak, Tanpınar Doğu ile Batı’nın arasında kalmış bir aydının ikilemini ustalıkla aktarıyor bize. Nuran ile Mümtaz’ın aşk hikayesinin arasına, Doğu-Batı ikilemini sığdıran yazar, huzuru değil huzursuzluğu anlatıyor aslında. Nitekim kitaba bakıldığında gerçekten huzurlu olan kimse görülmemekte. Ben kendimde bu kitabın kritiğini yapacak birikimi görmediğim için sadece hissettiklerimi yazmakla yetindim. Kitap hakkında derin bir şeyler okumak isteyenler için sitede de
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 200821,3bin okunma
10/10
·1008 syf.··
Beğendi
·
2019 6. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2019 01:18
Aslında kitabı bitirdikten hemen sonra hislerim ve heyecanım taptazeyken yazmam gerekirdi bu incelemeyi ama telefondan yazmak istemediğim için birkaç gün beklemek durumunda kaldım. Neyse ki bu kitabın etkisi öyle bir iki günde silinen türden değil. Kitap bize karakterlerin içine tamamen girme olanağını tanıdığı için okuyanı hemen bağlıyor bence. Dostoyevski her zamanki ustalığını kullanarak karakterlerin iç dünyasını öyle bir anlatıyor ki Mitya'yla beraber acı çekiyor, İvan'la birlikte pişmanlık duyuyor, Alyoşa'nın içtenliğini iliğinize kadar hissederek ona sımsıkı sarılıyorsunuz. Kitabın ilk yarısı Alyoşa üzerinden ve daha felsefe ve düşünce ağırlıklı ilerlerken; ikinci yarısı bir polisiye dizisi tadında, bir sonraki sayfaya geçmek için sabredemez hale sokuyor insanı. Fakat bu hızda da karakterleri en ince noktasına kadar tahlil etmekten vazgeçmiyor elbette Dostoyevski. Açıkçası kitabı okurken karşılaştırması veya benzetmesi münasip olur mu bilmem ama bana Breaking Bad'i anımsattı bir nebze. Karakterlerin içinin seyirci/okuyucuya bu kadar derinden hissettirmesi bakımından. Şahsen ilk yarısını daha çok beğendiğimi söyleyebilirim ama tamamen insanların zevklerine bağlı. Ben okurken beni düşündüren şeylerden daha çok zevk aldığım için beni daha çok çekti. Bu kesinlikle ikinci yarısını beğenmediğimden ya da sığ bulduğumdan değil hatta ikinci yarıda Mitya'nın içindeki o savaşı öyle iyi yansıtıyor ki gözümün önünde bütün o sahneleri getirip acaba filmi olsa nasıl canlandırırlardı diye düşünmekten alamadım kendimi. Bir filmi varmış aslında ama şimdi de kitabın zihnimdekini halini bozar diye izlemeye cesaret edemedim açıkçası. Eğer izleyen varsa hakkında ne düşündüğünü yazarsa sevinirim :) Sonu çok belirsiz ve normalde bu beni çok rahatsız ederdi ancak bu hikayenin yolculuğu
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,2bin okunma
Puan vermedi·724 syf.··
Beğendi
·
2019 3. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ağustos 2019 01:19
Upuzun bir kitap upuzun bir yolculuğa çıkardı beni. 1.5-2 haftadır kitabı okuyorum. Nihayet bitirdim. Öncelikle şunu söyleyeyim; depresif insanlar okumadan önce bir daha düşünsün. Ben hiç depresif biri olmadığım halde kitabı okurken o acıyı kalbimde hissettim ve o günlerde içimde hep bir sıkıntıyla dolaştım. Hala da etkisini üstümden atabilmiş değilim. Depresyona sokma olasılığı baya yüksek yani. Ama değer mi? Değer. Kitap sizi hayatın bütün acı gerçekleriyle yüzleştiriyor zannımca. Ölüm, yalnızlık, çaresizlik, evlilik, aşk, nefret... ama bence en önemlisi ve en acısı; hayata hiçbir yerinden tutunamamak. Hiç kimse için bir şey ifade etmemek, kimsenin kalbine değememiş olmak. Öylece gelip geçmek ve unutulmak... Kitabı okurken Selim'e ayrı, Turgut'a ayrı acıyorsunuz ve bunu yaptığınız için de kendinize kızıyorsunuz. Çünkü tutunamayanlar kendilerine acınmasını asla istemezlerdi. Acımak da değil belki de korku. Tutunamayanlara dönüşmenin korkusu. Onlardan biri olma ihtimalinin korkusu. Selim bile kaçmadı mı onlardan? O dahi korkmadı mı bir tutunamayan olmaktan? Ama tutunamayanlardan kaçamazsınız. Çünkü onların her parçasını içimizde taşıyoruz. Herbirinde kendimizden bir şeyler buluyoruz. Onlar kadar sıradanız, onlar kadar hor görülmüş. Onlar her yerde. Belki her sokağın başını bir tutunamayan tutmuş. Belki evinizde sizinle birlikte çorba içiyor. Ama farkına varamazsınız onların. Onlar saklanmaz, siz göremezsiniz sadece. Ya da görmeniz için intihar etmeleri gerekir. Sonra da Turgut gibi çırpınır durur, bir bataklığa saplanmış olduğunuzu gördüğünüzde kendinizi bırakırsınız. Tebrikler, artık bir tutunamayansınız!
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma