insan evini seviyorsa -aslında sevmiyorsa bile- eve döndüğü ilk hafta kadar rahat, sevinçli şey az bulunur. o hafta sabahın üçünde yırtınan araba alarmları, geç kalkmak istediğinde pencere pervazına konup ötüşen kumrular gibi insanı sinir eden şeyler bile kişiye kalıcılığını, ne kadar uzağa ve ne kadar uzun süreyle gitmiş olursa olsun hayatının, kendi hayatının onu kucaklayacağını hatırlatır.
salondaki kanepeye oturup beklemeye başlıyor, gözlerini açtığında ise willem yanında, gülümseyerek adını söylüyor; sol koluna fazla kuvvet vermemeye dikkat ederek sarılıyor ona ve o bir an için her şey mümkünmüş gibi geliyor, aynı zamanda tarife gelmez derecede zor.
bu olmadan nasıl yaşarım? diye soruyor kendisine.
malcolm bir şeyden tedirgin olduğunda “malcolm’un ne derdi olabilir ki?” diye sorardı jb onlara, fakat o biliyordu: endişeliydi çünkü hayatta olmak endişelenmek demekti. hayat korkutucuydu, bilinmezlerle doluydu. malcolm’un parası bile onu bütünüyle bağışık kılamazdı. hayat onun da başına gelecekti ve diğerleri gibi onun da karşılık vermesi gerekecekti.