peki yalnızlığını azaltmak için neleri göze alabilir? bir insanın yakınlığı için, bunca özenle inşa edip koruduğu her şeyden vazgeçebilir mi? ne kadar aşağılanmaya göğüs germeye hazır? bilmiyor, cevabını öğrenmekten korkuyor.
ama gitgide, hiç öğrenme imkânı bulamayacağından daha da çok korkmaya başladı. bunu bile yapamadıktan sonra, insan olmanın anlamı ne? fakat yalnızlığının açlık, yokluk, hastalık gibi ölümcül bir şey olmadığını da hatırlatıyor kendisine. yok edilmesi şart değil. sayısız insandan daha iyi bir hayat sürüyor, hayal edebileceğinin çok daha ötesinde. bunca şeyin yanında bir de eş istemek arsızlık, yüzsüzlük gibi geliyor ona.
bazen yalnızlığı kafasına kakılmamış olsa, yaşadığı hayatın garip ve kabul edilemez bir tarafı olduğuna dair telkinler almasa, hiç yalnızlık çeker miydi merak ediyor.
ilişkisi olabilecek bir insan gibi görmüyor kendini, hiç de görmedi. arkadaşlarının ilişkilerini de hiç kıskanmadı; bir kedinin köpek havlamasına imrenmesi gibi bir şey olurdu bu, kıskanmak aklına dahi gelmezdi çünkü olanaksız bir şeydi, türünün doğasına aykırıydı.
sessizliği bir koruma şekli olarak ortaya çıktı ama geçen yıllarda baskı unsuruna dönüştü; yönettiği değil, onu yöneten bir şey oldu. artık istese de çıkış yolu bulamıyor. dört yanı buzdan kapkalın duvarlarla, tabanlarla, tavanlarla çevrili küçük bir su damlasının içine hapsolmuş gibi hissediyor. bir çıkış olduğunun farkında ama alet edevattan yoksun; tırnaklarıyla buzun kaygan yüzeyini tırmalıyor çaresizce. kim olduğunu anlatmayarak kendini daha yenir yutulur, daha az garip biri gibi gösterdiğini sanıyordu. ama artık söylemedikleri onu daha da garipleştiriyor, bir acıma hatta şüphe nesnesi yapıyor.