Çöküntünün karanlık ormanına yolu düşmüş, onun tanımlanmaz azaplarını tatmış olanlar, kendilerinin bu uçurumdan dönüşlerinin, cehennemin karanlıklarını kat kat yarıp tepedeki ışığa, "parıldayan dünya" diye tanımladığı yere ulaşan şairinkinden pek farklı olduğunu düşünmezler. O dünyada yeniden sağlığına kavuşan herkes, dinginliğe ve sevinme yetisine de kavuşmuş demektir büyük ölçüde, bu da yaşadığı cehennemde azaplardan azap beğenmesinin ödülü sayılabilir.
E quindi uscimmo a riveder le stelle.
Ve böylece, yine yıldızlara eriştik.
Güç iş doğrusu; güvenli bir kıyıda durup, boğulan bir insana "Başını suya sokma!" diye bağırmak hakaretten farksızdır, ama yüreklendirme inatla sürdürülürse, destek içtenlikli ve ciddiyse tehlikedeki kişinin hemen her zaman kurtarılabildiğini gösteren olaylara rastlıyoruz. Koyu bir çöküntü yaşıyanlar gerçekdışı bir umutsuzluğa saplanırlar her nedense, gerçekdışı rahatsızlıklarla ölümcül gözdağları arasında çırpınırlar.
Bütün bunlar asla vazgeçemeyeceğim şeylerdi, gözümü karartarak girişeceğim bu eylemle ne bu anılara kıyabilirdim ne de o anılarla bağlantılı yakınlarıma. Aynı anda kendime karşı da bu tür bir günah işleyemeyeceğimi kavradım. Aklımın son sağduyu kırıntılarını, içine düştüğüm açmazın korkunç boyutlarını aydınlatmaya çağırdım.
Oysa İtalyan yazar Cesare Pavese'nin vurucu açıklamasını örnek almam gerekirdi, o dünyadan ayrılırken yalnızca: Sözler yok artık, Eylem. Bir daha asla yazmayacağım demişti.
Çöküntüde bu kurtuluş umudu, bu tepeden tırnağa iyileşme beklentisi yoktur.....Ruhunuzu çökerten, acıdan çok bu umutsuzluktur zaten....Bu da çarpıcı bir sonuç verir, askeri bir deyimi ödünç alarak "yaralının yürüyüşü" diyeceğim bu duruma. Çünkü başka ağır hastalıklarda benzer perişanlıklara düşen hasta yatağa çakılır, uyuşturulur, yaşamını kurtaracak gereçlerin tüplerine, kablolarına bağlansa da hiç değilse yerinde rahatça yatar, hayhuydan uzaktır. Hastalığının tanısı konmuş, bakımı gerekli bulunmuş, kendisi saygıyla karşılanmıştır. Oysa çöküntü kurbanının böyle bir seçeneği yoktur, kendini tıpkı savaşta yaralanmış bir asker gibi en dayanılmaz toplumsal ve ailevi çatışmaların ortasına itilmiş bulur, O savaş alanında, beynini kavuran acıya karşın sıradan olaylarla, ahbaplıklarla ilişkisini koparmamış birinin yüzünü takınmalıdır. Hoşbeşlere katılması, soruları yanıtlaması, başını ciddi ciddi sallayıp kaşlarını çatması, hatta -Tanrı yardımcısı olsun-gülümsemesi gerekir. Birkaç sözcüğü toparlaması bile ateşten gömlekken.