okuduğum ilk peyami safa romanı. insanın dostu olmalı evet, kitap dostu da olmalı. hayatımıza bir kitap, bir film, bir şiir vee bir türküyle giren insanları kaybetmemeliyiz. çok kıymetli kitap dostumun bana hediyesi işte bu “şimşek” oldu.
peyami safa’nın 1923 yılında yânii 24 yaşında yazmış olduğu ilk romanı. yaptığı uzun, yoğun lâkin sıkmayan tasvirleriyle, derin ruh tahlilleriyle, kullandığı dili ve üslûbu çok sağlam. özellikle karakterlerden müfid’in kullandığı dil, hayran bırakıyor kendine. olaylardan ziyade karakterler aracılığıyla yaptığı ruh tahlilleri; dikkate, düşünmeye değer ve bana kalırsa sorguya açık. eski, zengin, derin kelimelerle karşılaşacaksınız; anlamları da not düşülmüş kitaba, güzel olmuş.
roman okurken, sadece baş karakter değil birçok karakterin yer yer de yazarın yerine geçip romana okuyucu/oyuncu :) olarak dahil olmaya çalışırım, burada da öyle yaptım. müthiş bir anlama gayreti içerisinde buluyordum kendimi. bunu söylerken aklıma müfid’in kendini izahı var ki, bu gayretime tanım oluyor: “sükûn. ve bu sükûn içinde, hayatının bütün vakalarını düşünmek, sebeplerini keşfetmek, her şeyi idrak zevki.” işte bu, hayatımın şu ana kadarki geniş özeti oluveriyor.
yer yer karakterlere bürünüyorum diyordum, zaman sonra fark ettim ki bir tahlil romanını tahlilleyerek okuyorum:) en çok kimdim? kim olabildim? şüphesiz ali’ydim ben. romanda herkes ali ile konuşmak kendini anlatmak istiyordu, ben aksine ali’yi dinleyen olmak isterdim. :) sürekli dinleyen bir insanı dinlemeyi çokça arzuladım.
muhasebe edilecek o kadar çok mevzu var ki kitapta. sorguladığım, bir yere oturtamadığım -oturtmak istiyor muydum, bilemeden- birkaçından bahsetmek istiyorum:
—“iki insan muhtelif anlarda, birbirlerini sevebilirler; fakat bu an birleşir ve iki taraf, birbirlerini aynı