Ne vardı biliyor musun?
Her şeyin başı hep oraya varmışta bilememişim..
Dönmüş durmuş, yanmış pişmiş
Ama görememişim..
Hayat, önce kendine dönmekmiş
Önce kendine şefkatle varmakmış
Lakin sarılamamışım…
Şimdi adımlarım yorgun ama yine de umutlu
Çünkü o küçük, yumuşacık tebessümü hatırladı.
Tuğba
Ey Rahman ve Rahim olan Allah’ım…
Önce çığlık kopardık dünyaya gelişimizle
Her şeyi unutup sildik benliğimizden
Sonra bir bebek gibi sesler ile
Sonra bir çocuk gibi hareketlerimizle
Sonra bir yetişkin gibi sükût ile
İnsan olmayı öğrendik
Kul olmayı öğrendik yine Senin öğretişinle
Kuldan geleni görmeden yaşadık
Sanki Sen öğretmiyormuş gibi isyan ederken
Yalpaladık, düştük, kalkmaya çalıştık, kalktık
Yeniden düştük, yeniden kalktık
Tıpkı gül bahçesinde rastladığımız dikenlerle
Tıpkı yolumuzdaki taşlar ile
Dünya dediğimiz oyun sahnesinde
Üzerimize düşen rolü yaptık belki de
Lakin perdeler açılıp kapanır oldu
Sanki trenin vakti kaçmıştı
Sanki bilet yanmış, insanlar çoktan dağılmıştı
Sır öylesine karıştı ki içimize
Biz derinlere gömdükçe çıkmaz oldu sesi
Kulaklar sağır olurken diller kör oldu hakikate
Şimdi sessiz bir gece de yankı bulurken gökte
Sır tam da olduğu yerden sesleniyordu; gel, diye
Bizse duyabildik mi ? Peki ya gelebildik mi?
Şu aciz benliğimize koca âlem sığar iken
Biz âleme sığabildik mi?
Affeyle.
Tuğba