İçinden şükretmek geçiyordu. Hem de öyle böyle bir şükür değil… Sevinci kalbine sığmıyordu. Yüz bin tane ağzı olsa, her birinin içinde yüz bin tane dili olsa, her dil yüz bin farklı lisanda şükretse ve yüz bin yıl yaşayıp bu şükre devam etse o andaki sevincinin ancak yüz binde birine denk gelebilirdi.
“Demek aşk görmekle başlıyor!” Göz, ruha açılan bir pencere olmalıydı. Sonra onun sesini duymak, sözlerini can kulağıyla dinlemek, imkansız talepler bile olsa dediklerini tatbik etmek, inanılmaz şeyler söylese de inanmakla yola devam etmişti.